13 Mayıs 2011 Cuma

FITRAT - Ahmet Hulusi

AHMED HULÛSİ’DE

KAVRAMLAR

AV. ASUMAN BAYRAKÇI

www.allahvesistemi.org

Yayınlarımızın Telif Hakkı Yoktur. Sitemizdeki tüm bilgiler, Hz. MUHAMMED'in (aleyhisselâm) bildirip açıkladığı "ALLAH" ismiyle işaret edilenin hakikatinin ne olduğunun öğrenilmesi ve "DİN" denilen yaşam sisteminin bu vizyonla değerlendirilebilmesi için, tüm insanlarla karşılıksız paylaşılmak üzere hazırlanmıştır. Tüm yayınlarımızı ücresiz okur; dinler, bilgisayarınıza indirebilir, çoğaltabilir; YAZAR ve KAYNAK BELİRTMEK ŞARTIYLA her yoldan bütün çevrenizle paylaşabilirsiniz. Allah ilmine karşılık alınmaz. Prensibimiz maddî ya da manevî karşılıksız paylaşımdır.

FİHRİST

· Fıtrat Dini("Allah Fıtratı"-Din-Allah Dini-Allah’ın varettiği “Sistem-Düzen”-İlk yaratış sistem ve düzeni-“İslâm Fıtratı”-Ana Program-Rabbini bilme yetisi-Haniflik-Yaratılış programına kayıtsız şartsız uyum zorunluluğu)

· Din, "Allah Fıtratı"dır.

· "Allah'ın Fıtratı"na(Fıtrat olan Allah Dini'ne-O yaratışa) sarıl!

· “İslâm Fıtratı"(Ana Program-Mânevi Sûret-Rabbini bilme yetisi)Birime genetik olarak intikal etmiştir.

· Fıtratı meydana getiren "Fâtır" İsmi...

· Fıtratı meydana getiren, "Fâtır" İsminin özelliği, kişinin yapısındaki Esmâ mertebesinde yer almaktadır.

· "Allah" İsmiyle işaret edilenin "Fâtır" İsminin mânâsının ortaya çıkışı...

· Fıtrat( İlk yaratış- Yaratılışın ilk tarz ve hey’eti- “İlâhi isimler terkibi-bileşimi”- Zuhûra gelecek tecellîlerin programlanışı ve yaratılışı)

· Tek bir Fıtrat vardır. "Birimsel fıtrat", bizim anlayışımızdan doğmaktadır.

· "Birim"in Fıtratı(Birimin mânevi sûreti-Varoluş programı-Esmâ(İsimler) bileşimi-Takdir edicisi-Kolaylaştırıcısı- “Rab”bi-Terkibi-Kaderi)

· Birimin Fıtratı, asla değişmez! Tüm yaratılmışlar, fıtratlarına göre tekâmüle başlarlar; fıtratlarına göre tekâmül ederler; ve sonunda da asıllarına rucû ederler.

· Fıtratında olup-bilincinde açığa çıkmamış olanların sayısı bilinemez!

· Kendi kaderini yaşamak üzere, bu fıtratla yaratılmışsın...

· Bütün yaratılmışlar doğarlar ve tekâmüle başlarlar, fıtratlarına göre tekâmül ederler ve bu tekâmüllerinin sonunda da asıllarına rücû ederler.

· Fıtrî Hilâfet

· Her insan, "İslâm Fıtratı" üzere doğar.

· Fıtrî Tesbih

· Fıtrî Kulluk(Fıtrî İbadet)

· Yaradanın yaratış amacına uygun yaşayarak yaratış hedefi"ne ulaşmak, birimin "Fıtrî Kulluğu"dur.

· Fıtrat ve Kader ilişkisi

· Fıtrat mı kader icabı, kader mi fıtrat icabı?

"FITRAT DİNİ"

· "Allah Fıtratı"

· "Din"

· Allah Dini

· Allah’ın varettiği “Sistem Düzen”

· İlk yaratış sistem ve düzeni...

· “İslâm Fıtratı”

· Ana Program

· Rabbini bilme yetisi...

· Haniflik

· Yaratılış programına kayıtsız şartsız uyum zorunluluğu...

DİN,

“ALLAH FITRATI”DIR

Gerçekte tek bir din vardır Hz.Âdem’den bugüne kadar geçerli olan,.. Bu dinin adı da İSLÂM DİNİ ’dır!

Bu gerçeği Kurân,

“İnne dine İnnallahe İslâm” âyetiyle vurgular.

“Allah indinde din, İSLÂM’dır!.” der

Allah indinde Din falanca tarihe kadar filancaydı, fişmekânca tarihte falanca din oldu, falanca tarihten sonra filanca oldu!!! değil!.

Allah indinde din, “İslâm”dır!.

Yani Âdem’den bugüne kadar bütün Nebiler ve Rasûller İslâm Dini’n ni bildirmiştir.

Yalnız, “İslâm dini” deyince İslâm dini’nin ne olduğunu iyi anlamak lazım.

Bizim bazı yanlış düşüncelere kapılmamızın sebebi, Kurân’daki bu din tâbirinin mânâsının ne olduğunu anlama konusundaki yanılgımızdan meydana gelmektedir.

Din, Fıtrat’tır!

Allah Fıtratıdır!

Yani Allah’ın var ettiği “Sistem-Düzen”dir!

ALLAH’IN FITRATINA,

(FITRAT OLAN ALLAH DİNİ’NE),

O YARATIŞA SARIL!

Anlattıklarımıza kaynak olarak Diyanet işleri’nin bastırtmış olduğu Hamdi Yazır merhumun “Hak Dini Kur’ân Dili” isimli tefsirinden yararlanıyoruz...

“-Feakım vecheke liddiyni HANÎFA. Fıtratallahilletiy fetaran nâse aleyha! Lâ tebdiyle lihalkıllah... Zâlike diynül kayyım. Ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemun. “ (30-30)

O halde yüzünü Din’e bir HANÎF olarak tut; o ALLAH FITRATINA ki, insanları onun üzerine yaratmıştır, ALLAH yaratışına bedel bulunmaz, doğru ve sâbit Din odur, velâkin insanların ekseriyeti bilmezler!.

Bu mefhum ile örfte İbrahim milletine ismolmuştur ki, “HANÎF”, başka dinlerden, bâtıl mâbudlardan çekinip, yalnız Allah’a eğilen muvahhid demektir.

Sen yüzünü dine HANÎF olarak tut!

Allah’ın FITRATINA yani; FITRAT OLAN ALLAH DİNİ’NE; ALLAH’ın o fıtratına, o yaratışına sarıl!

FITRAT DİNİ, ALLAH DİNİ, HANÎFLİK; İSLÂM’dır!.

“İSLÂM FITRATI”

(Ana Program-Mânevi Sûret-Rabbini bilme yetisi)

BİRİME GENETİK OLARAK İNTİKAL ETMİŞTİR

A`raf Sûresinin 172. âyetinde şöyle bir anlatım var:

"RABBİN, ÂDEMOĞULLARINDAN, ONLARIN BELLERİNDEN ZÜRRİYETLERİNİ ALMIŞ VE ONLARI KENDİLERİNE ŞÂHİT TUTMUŞTU;

-BEN SİZİN RABBİNİZ DEĞİL MİYİM (ELESTÜ BİRABBİKÜM)? DİYE.

-EVET, ŞÂHİDİZ (KÂLÛ BELÂ)!.. DEDİLER..

KIYÂMET GÜNÜ, "BİZ BUNDAN HABERSİZDİK" DEMEYESİNİZ!"

âyetin işarett ettiği anlam şudur:

"Allah, insanı İslâm fıtratı üzere yaratmıştır" hükmü üzere, her insan henüz menideki sperm hâlinde iken babasının geninden İslâm fıtratının programını almış olarak dünyaya gelir; daha sonraki aşamalardan da geçerek…

"Onların bellerinden zürriyetlerini alır" ifadesi kişiye genetik olarak intikal eden İslâm fıtratının billgisinin sperm hâlindeki varlığına işaret eder ve bunu vurgular.

“FITRAT”I MEYDANA GETİREN “FÂTIR” İSMİ…

FITRATI MEYDANA GETİREN

“FÂTIR” İSMİNİN ÖZELLİĞİ

KİŞİNİN YAPISINDAKİ ESMÂ MERTEBESİNDE

YER ALMAKTADIR

Fıtrâtı meydana getiren Fâtır isminin özelliği dahi, kişinin Rabbi olan ve rubûbiyet boyutunu oluşturan kendi yapısındaki esmâ mertebesinde yer almaktadır!

Feakim vecheke liddiyni haniyfa. Fıtratallahilletiy fetarennase aleyha. La tebdiyle lihalkillah; zâlike diynül kayyım; velakinne ekseren nasi la ya`lemun” (30.Rum-30)

Vechini hanîf (tanrıya inanmayan) olarak dine (sisteme) döndür. O ALLAH FITRATI ki, insanları, fıtratlar üzerine yaratmıştır; Allah`ın [belli bir amaç ve programla] yarattığı sisteminde asla program değişikliği olmaz!. İşte dosdoğru din budur!. Ne var ki insanların çoğunluğu bu gerçeği bilmezler.”

Evet, günümüzde keşfedilen holografik gerçeklik ile “zerre külün aynasıdır” uyarısının işareti burada çakışmaktadır.

NOKTA’dan meydana gelen açı içindeki Rahmaniyet zuhuru ve bu zuhurun üretkenliği ile meydana gelen Rahîm’den, arş isimli evrensel doğurganlık —algıladığımız madde boyutunda değil— ile tüm esmâ mertebesi hâsıl olmakta; ve Kürsî, “Rubûbiyetin tahakkuk ve tahakküm mertebesi” olarak açığa çıkmaktadır!.

Kül, bu arada, aynıyla zerreye yansımış olduğu için de; zerrelerde yani birimlerde, Rabbin, yani esma terkibinin getirisi hükmü, kademe kademe kişinin semâvâtından bedene nâzil olmaktadır!.

Bu her birimde böyledir ki, işte holografik gerçeklik bu sistemi anlatır.

Allah Rasûlü’nünzerre külün aynasıdır” cümlesiyle özetlediği gerçek kanaatimce bunu anlatır.

Zerre itibariyle, zerre ve külden söz edilirken; İlm-i ilâhide, hepsi tek bir nefs olarak yer alır.

Buna,

“O (Allah) ki, sizi nefs-i vahide’den/tek bir nefs’den yarattı” (7:189),

Onların hepsi kıyamet günü O’na ferd olarak gelir” (Meryem:95) âyetleri işaret eder.

Yani, ilm-i ilâhide “zerreler” yoktur “tek bir yapı” sözkonusudur. Bunun idrak edilmesi herkes için kolay olmayabilir.

Evren tek bir canlı gibidir sanki tüm boyutsallıklarıyla; ya da evren içre evrenleriyle!!! “Ruh-u Â’zâm” da demişlerdir buna...

“ALLAH” İSMİYLE İŞARET EDİLENİN

“FÂTIR” İSMİNİN MÂNÂSININ ORTAYA ÇIKIŞI…

Kur’ân talim edilmiş!..

Niye?...

Nasıl?...

İyi hoş, “Hak”sın; “TEK”sin de, “KUR’ÂN”dan haberin var mı?

Sakın deme bana, “tanrının peygambere gönderdiği kutsal kitaptır!”...

Bak, ne yazılı “OKU”nası KİTAP’ta!

“Er Rahman allemel Kur’ân!... Halekal insane allemehül beyân!” (Rahman-1/4)

“Rahman, Kur’ân’ı talim etti!... Beyânı talim ile insanı halketti!”

İnsan nasıl yaratılmış? Hangi aşamadan sonra?..

İnsan yok iken daha, “Kur’ân” kime veya neye talim edilmiş?..

Tâlim edilmekten murat ne?..

Niye Kur’ân bunları bize anlatıyor?..

İnsan maymunun gelişmişidir diyen Darwin’ci görüşe reaksiyon olarak Amerika’da “AKILLI TASARIM” görüşü savunulmaya başlandı!.

Evrensel “Yaratıcı Zekâ”, insanı yaratmış maymundan bağımsız olarak; bu görüşe göre...

Fe tebarek Allahu ahsenül hâlıkiyn”!...

Ya hu, bin küsur yıl öncesinden beri, tasavvufu yaşayan tüm evliyâullah, “AKL-I EVVELden, evrenin özündeki Allah adıyla işaret edilenin ilim sıfatının zuhuru olarak söz edip durmuşlar...

Evrendeki her birimde oluşan hareketin başlangıcında ‘Akl-ı KÜL’ vardır” demişler; "tümel akıl" bugünkü deyişle...

Hiç mi kimse bunun farkında değil?.

Elin adamı “Yaratıcı Zekâ”dan ve “Akıllı Tasarım”dan söz edince kıyâmet kopuyor!.

Oysa, bu olayla esasında, “Allah” adıyla işaret edilenin “Fatır” isminin mânâsının ortaya çıkışı dile getirilmektedir; "takdir, tasarım, planlama, düzenleme, ölçüm, zamanlama" gibi kavramlarla birlikte "yaratma" anlamına gelen “fıtrat” sözkonusu olduğundan dolayı… "Fâtır"ın "fıtrat"ı...

Bilimin “tanrı yoktur” gerçeğini apaçık vurgulaması sonucu, aydın kesim mecburen ateizme kayarken, ismi “ALLAH” olan kendilerine anlatılamadığı için, kimse çıkıp da Allah Rasûlü’nün neyi açıklamış olduğunu bunlara anlatamıyor!.

Bu kadar mı kilitlenmişlik olur!

Çağdaş bilim sonucu, yükselen değer diye takdim edilen ateizmi binlerce yıl önce keşfedip, “HANİF”liği (tanrı kabul etmezlik) savunarak işe başlayan; daha sonra da Allah Rasûlü olarak, “ALLAH” gerçeğini tebliğ eden İbrahim aleyhisselâmdan bu yana, DİN gerçeğini değerlendirebilen tüm rasûller, veliler ve tahkik ehli işin daha başında “La ilahe (tanrı yoktur)” diyerek bunu dillendirmişler...

“Tanrı ve tanrılık kavramı yoktur; yalnızca ismi Allah olan”ı anlamak daha işin başı demişler...

"Feakım vecheke liddiyni HANÎFA... Fıtratallahilletiy fetaran nâse aleyha!.. Lâ tebdiyle lihalkıllah... Zâlike diynül kayyım... Ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya'lemun.” (30:30)

"O halde yüzünü (şuurunu) Hanif (lik bilinciyle) DİN'e yönlendir; O Allah Fıtratına ki, insanları fıtratlarıyla yaratmıştır! Allah yaratış sisteminde değişiklik olmaz! Geçerli olan DİN (Allah sistem ve düzeni) budur. Ne var ki insanların çoğu bunu bilmez!"

Rahman, Kur’ân’ı talim etmiştir!. Bu talim işlemi, bir sistem ve düzen ile tüm evren içre evrenlerin meydana gelişini oluşturmuştur!.

Buradaki anlamıyla “Kur’ân”, Zâtın, sıfat ve esmâsıyla kesret (çokluk) âlemine tenezzülü; bu sûretle algılanan ve algılanamayan her şeyin, elbette ki “cin” (tüm görünmez varlıklar) ve insanlığın oluşumunu sağlamasının genel adıdır.

Evrenlerde, her zerrede, her an, ismi “Allah” olanın, ilmi değişik isimler altında açığa çıkmakta; bu açığa çıkış ile de, irade sıfatı kudrete dönüşerek her an yeni bir birimi yaratmaktadır!.

Genetik kodları her ne kadar maymunun gelişmişi olan “insansı” ile büyük bir benzerlik gösterse de; ister mutasyon deyin ister melekî etki, neticede ilmi ilâhi sonucu yoktan var edilmiş, yokken var edilmiş bir tür olarak yeryüzünde “insan” meydana gelmiştir!.

Bu meydana geliş dahi “BEYÂN” sonucu oluşmuştur!.

Beyân”, varlığını oluşturan programın, “işletim sisteminin” adıdır, tanımlamasıdır!. “Beyânın talimi” demek, evrende uygulanmış olan işletim sisteminin aynen uygulanarak insanın yaratılması demektir... Ki bu da doğal olarak “Sünnetullah”ın sonucudur!.

Bu oluşum makrodaki programın aynen mikroya uygulanması suretiyle oluşmuştur!

Bu yüzden, “zerre küllün aynasıdır” denmiştir!.

Bu yüzden, evren makro, insan mikro olarak tanımlanmıştır.

Biz de buna “beyin mikrokozmostur” diyerek işaret etmiştik uzun yıllar önce.

Evrenler, tüm derinliği, boyutsallığı ile, nasıl, ismi Allah olanın, sıfat ve esmasının, mertebeler ve terkipler halinde açığa çıkışı ise, aynı şekilde, talim edilmiş olan, yani bir programla oluşturulmuş insan da, o mertebeleri bünyesinde barındıran mikro âlemdir.

Şahı Velâyet Hazreti Âli,sen kendini küçük âlem sanırsın, oysa âlemi Kebîr sensin” diyerek bu gerçeğe 1400 yıl önce dikkat çekmiştir!.

Ne yazık ki, her şey hep mecazlar, benzetmeler, misâllerle anlatıldığı için, işin gerçeği hep örtülü kalmıştır!.

Kur’ân ve insan ikiz kardeştir” uyarısının arkasında da burada anlatmaya çalıştığım işte bu gerçek yatmaktadır.

Rahman Kur’ân’ı tâlim etti” âyetindeki “Kur’ân” isminin anlatmak istediği kavram ile, bugün elimizdeki “mukaddes kitap”tan algıladığımız mânâ, aynı kavram değildir.

Bu âyette geçen “Kur’ân”, ismi Allah olanın, evreni, yani orijin “ANA KİTABI” oluşturmuş olduğu sistem ve düzenin, oluşum ve işletim programlanmasıdır. Bu oluşumun adıdır Kur’an!. İnsan dahi aynı sistem ve düzenle var olduğu için de, evrenin mikrosu ya da ikiz kardeşi olarak tanımlanmıştır, ve ona gelen Kitap da aynı isimle isimlendirilmiştir!.

Rasûlullah aleyhisselâmın evrensel sistemi “OKU”ması (IKRA) ise, Kur’ân’ın kendisine inzâli olarak anlatılmıştır!. “Kur’ân bir defada inzâl oldu” gerçeği bu durumu anlatır.

Bu “OKU”manın vahiylerle tafsil yollu topluma nakliyle de bildiğimiz “Kur’ân” oluşmuştur. Kur’ân, bilgidir! Kağıt veya deri veya sayfa değil!.

İnsan, taklitten, ezber ve şartlanma yollu edindiği bilinçsiz bilgiden arınıp; hakikatini sorgulayıp, elde ettiklerini değerlendirebilirse, kendisine “Allah ahlâkıyla ahlâklanma” yolu açılır.

Sünnetullah”ı “OKU”r!..

Görür gözü, işitir kulağı, konuşur dili, O olur!.

Beşer ise asla O’nu göremez!.

Allah Rasûlüne bakıp, “sen de bizim gibi çarşı-pazar dolaşan birisin” dedikleri gibi...

Müşrikler ancak “yetim Muhammed’i” görebilir!... Allah Rasûlünü asla!!!

Bu öyle bir yaratılış nimetidir ki...

“Fe Bİ-eyyi alâi RABİKÜMÂ tükezzibân!”

(Ey görünmez varlıklar ve insanlar!) Varlığınızı meydana getiren Rububiyet boyutunuzun “siz” olarak açığa çıkardığı nimetleri nasıl yalan sayarsınız? (Rahman Suresi’nde 31 defa tekrarlanan bir uyarı!)

Buna ancak hakikat ehli tasdik ve şehadet edebilir!.

Kur’ân OKU”mak işte bu boyutta olur hakikatiyle!.

Ateizmin getirisi ve bilimin başlangıcı kabul edilen Darwinci görüş "tanrı" anlayışını yıkarken; "peki öyle ise sistem ve düzeni oluşturan yaratıcı zeka nedir?" sorusunu da beraberinde getirmiştir. Klasik "tanrı" anlayışı ise bunu cevaplayamamış; sonunda "akıllı tasarım" görüşüne ulaşılmıştır! Çünkü düşünen beyinler tanrı olmayan "evrensel yaratıcı akıl" aramaktaydılar son bilimsel gelişmeler ışığında.

Bilimsel gelişmeleri takip eden batılı aydınlar gökte bir tanrı ve gökten gönderilmiş-inmiş (semavi) din olamayacağı gerçeğini gördükten sonra, Ateizmi kabullenmişlerdir. Ne var ki, bu da yaşanılan evrensel gerçekleri çözmeye yetmemiş, bu defa insanlar "Evrensel YARATICI ZEKA" bulunması zorunlu gerçeğinden hareketle bu görüşe ulaşmışlardır...

Bu görüş, Allah Rasûlü Muhamed aleyhisselâmın açıkladığı "ALLAH" ismiyle bildirip târif ettiği olayın kapısıdır!

İnsanlık, bugünkü müslümanlık anlayışının ötesinde, gerçek İSLAM DİNİ'ni tanıma hareketini başlatmıştır!

Fatır’ın farkına varılmasını sağlayan bu görüşün sonu, Zâtı ıtıbariyle mutlak gayb olan ismi "ALLAH" olanın keşfedilip kabul edilmesine kadar uzanacaktır..

Bu da görünmez, bilinmez "MÜCEDDİD-YENİLEYİCİ"nin dünya üzerindeki işlevini yıllardır yerine getirmesi dolayısıyladır kanaâtindeyim.

Zirâ bu gerçekleri fark eden aydınların artık ateist olarak kalması imkânsızdır!

Fark edilen gerçek kapısı tüm insanlığa hayırlı olsun!

Bu da, “Allah hidâyetinin”, yani gerçeği görmenin, değerlendirmenin bir başka ifadesidir!.

"FITRAT"

· İlk yaratış

· Yaratılışın ilk tarz ve hey’eti...

· İlâhi isimler terkibi-bileşimi”...

· Zuhûra gelecek tecellîlerin programlanışı ve yaratılışı...

TEK BİR FITRAT VARDIR

BİRİMSEL FITRAT

BİZİM ANLAYIŞIMIZDAN DOĞMAKTADIR

Fâtır, fıtratı, ilminde oluşturmuş, ve her şey ilminde olup bitmiştir!

Yaratılmışların tümü bunun içine dahildir!

Bireysel fıtrat bizim anlayışımızdan doğmaktadır!

Tek bir fıtrat söz konusudur!

Resim içindeki fırçanın kıllarından birinin darbe izidir Hulusi!.. Resim, yapmadan önce tahayyül edilmiştir ressam tarafından; ondan sonra dökülmüştür tuvale!.

"BİRİM"İN FITRATI

  • Birimin mânevi sûreti
  • Varoluş programı...
  • Esmâ(İsimler) bileşimi...
  • Takdir edicisi...
  • Kolaylaştırıcısı...
  • “Rab”bi...
  • Terkibi...
  • Kaderi...

“ALLAH”, kendisindeki çeşitli isimlerin mânâlarını ortaya koymak üzere, çeşitli mânâları meydana getirmiştir!.

Bu mânâlar terkipler-bileşimler halinde mânâ sûretlerini, çeşitli varlıkları, birimleri ve insanları ve onların programlarını oluşturmuştur.

Bu terkipsel mânâ sûretlerinin kapsadığı anlamların ortaya çıktığı mahallerden biridir insanlar! Yani her bir birim, her bir mahal, bir mânâ terkibinin ortaya çıktığı yerdir.

Dolayısıyla, o mahalde, birimin varlığını meydana getiren esmâ terkibinin -bileşiminin- dışında hiçbir şey yoktur.

Senin, “Ben” kelimesiyle işaret ettiğin varlığın, o isimler bileşimidir ki bu da senin varoluş programın yani fıtratındır!.. Ve o esmâ terkibinin dışında da -ismin hariç- senin hiç bir varlığın yoktur!.. Yani, varlığını meydana getiren o esmâ terkibini kaldırabilsek ortadan, sen hiç olursun!..

İşte, senin “esmâ bileşimin”deki özellikler sana “kolaylaştırılmış” olanı belirler, tespit eder!.

Senin “takdir edicin”, yani “RABB”in, senin o “esmâ terkibin-bileşimin”dir!..

Bu yüzden de senin, o “esmâ terkibin-bileşimin”e isyan etmen, itaat etmemen kesinlikle mümkün değildir!..

Mümkün değildir; çünkü ona itaat etmemek, isyan etmek gibi özellikleri meydana getirecek bir varlığın yok!. Nerede kaldı, iraden!

Sendeki bütün vasıflar, özellikler, senin varlığını meydana getiren “isimler bileşiminin” mânâlarından başka bir şey değildir!.

Dolayısıyla senin “kolaylaştırıcın”, yani sende çeşitli isimlere yönelik eğilimi meydana getiren ana faktör, senin varlığını meydana getiren o “ilâhi isimler terkibi-bileşimi” yani “fıtrat”ındır! Yani “RABBİN”dir!. Senin rabbine isyanın ise hiçbir şekilde mümkün değildir.

İşte bu sebepledir ki, sana ne kolaylaştırılmışsa, sana kolaylaştırılmış olanı mutlak olarak yerine getirmek zorundasın!.

"BİRİM"İN FITRATI,

ASLA DEĞİŞMEZ

Birim, var oluş gayesine uygun bir programla yüklenir; ki bu oluş birimin "fıtratı" diye bilinir!. Daha doğrusu, programı gelen meleki-kozmik etkilerle beyne yüklenir!. O birimin mânevi sureti, onun programıdır; yani "fıtratı"dır; yani kaderidir!.

Bu hususa işaret eden âyet

"KÜLLÜN YA'MELU ALÂ ŞÂKILETİH"dir. (17-84)

"TÜMÜ DE PROGRAMLARI (ŞÂKILESİ) DOĞRULTUSUNDA FİİLLER YAPAR..."

dır. Bu hususa işaret eden çok önemli bir âyet daha var:

"FEEKIM VECHEKE LİDDİYNİ HANİFA...." (30-30)

"VECHİNİ HÂNİF OLARAK DİNE DÖNDÜR"

Hz. Rasûlullah aleyhisselâma bu şekilde bir gerçek bildirildikten sonra evrensel sır açıklanıyor ve bir gerçek daha vurgulanıyor:

Buyuruluyor:

"...FITRATALLAHİLLETİY FETAREN NASE ALEYHA;

LA TEBDİYLE LİHALKİLLAH;

ZALİKE DİYNÜL KAYYIM;

VE LAKİNNE EKSEREN NASİ LA YA'LEMUN". (30-30)

"FITRATALLAHİLLETİY FETAREN NASE ALEYHA":

"İnsanlar belli program üzere, programlanmış olarak vardırlar".

"ALLAH"ın belli bir gayeye yönelik bir biçimde, belli bir programla meydana getirmesi ile vardırlar.

"ALLAH" onlarda hangi isimlerin mânâlarını açığa çıkarmayı dilemişse, o isimlerin mânâlarını açığa çıkarmaya uygun bir beyin programıyla oluşurlar; ve o beyin programının gereğini meydana getirirler!. Ve bu program da asla değişmez!.

"LA TEBDİYLE LİHALKİLLAH":

Bazı müfessirler buradaki "tebdila"yı "ona bedel bulunmaz" şeklinde tercüme etmişlerse de; buradaki esas ağırlıklı mana "değişmezliktir."

Yani, "ALLAH`ın belli bir programla ve amaçla halkettiği varlığında asla program değişikliği olmaz"!.

"O ne gaye ile var olmuşsa, o gaye üzerine yaşamına sonsuza dek devam eder"dir, bunun mânâsı... Ve zaten:

"ZÂLİKE DİN`ÜL KAYYUM":

Ve "dinde bu esas üzerine kaimdir", hükmü de bunu hemen tamamlıyor ve ondan sonra diyor ki:

"VE LÂKİN EKSEREN NÂSİ LA YA'LEMUN"

"Velakin insanların ekseriyeti bu gerçeği bilmezler"!.

Ya nasıl bilirier; işte bugün herkes nasıl biliyorsa öyle bilirler... İşin bu gerçeğini bilmezler!.

İşte "ALLAH"'ın, insanların her birini belli bir gayeye uygun olarak, kendindeki mânâları seyretme amacına dönük "fıtrat"la halketmesi konusunu isteyenler bizim, "TEKİN SEYRİ" isimli kitabımızda ve "Öz'ün Seyri" ve "Tekliğin Esasları" isimli kasetlerimizden dinleyebilirler.

Şimdi biz, belli bir program üzere kendi kaderi ile, "fıtratı" ile varolmuş olan insanın; sadece kendi çizgisini, kaderini yaşayacağı hususunu vurgulayan; kadere iman esasını anlamamıza yardımcı olacak bazı açıklamalar yapmaya çalışalım…

FITRATINDA OLUP

BİLİNCİNDE AÇIĞA ÇIKMAMIŞ OLANLARIN SAYISI

BİLİNEMEZ!

(Soru: “Aşk” nedir?...)

Fıtratında olup, kendinde bulamadığını bulduğun yere kapılmandır...

(Soru: Bir şeyi kendimizde bulamamamız mümkün mü üstadım?...)

Özünde vardır fakat bilincinde açığa çıkmamıştır... Kendinizde bulamadıklarınızın sayısı bilinemez.

KENDİ KADERİNİ YAŞAMAK ÜZERE

BU FITRATLA YARATILMIŞSIN…

Kör değilsen anla ki; sen kendi kaderini yaşamak üzere bu fıtratla FÂTIR tarafından yaratılmışsın!.

BÜTÜN YARATILMIŞLAR

FITRATLARINA GÖRE TEKÂMÜLE BAŞLARLAR;

FITRATLARINA GÖRE TEKÂMÜL EDERLER;

VE TEKÂMÜLLERİNİN SONUNDA DA

ASILLARINA RUCÛ EDERLER

Bil ki, vazifen hem kendine, hem de çevrene faydalı olmaktır!.

Bilirsin ki, bu dünyada bâkî kalmış kimse yoktur. Bütün yaratılmışlar doğarlar ve tekâmüle başlarlar, fıtratlarına göre tekâmül ederler ve bu tekâmüllerinin sonunda da asıllarına rücû ederler.

“SÖYLE, HEPSİ PROGRAMLARI DOĞRULTUSUNDA HAREKETLERDE BULUNURLAR.” (17-84)

Efendimiz buyuruyor:

“Herkes ne iş için yaradılmış ise, o fiillerde bulunur; kendisi için ne kolaylaştırıldı ise, onu yapar!..”

Ve artık o kişinin âlemi de fiillerinin gerektirdiği yer olur.

FITRÎ HİLÂFET

HER İNSAN,

İSLÂM FITRATI ÜZERE DOĞAR...

İşte bu sebeple Adem ve O‘nun nesli olan bütün insanlar, yer yüzünde her an bu ilâhi isimlerin mânâlarını ortaya koymak, açığa çıkarmak sûretiyle, “Fıtrî Hilâfet” görevini îfa etmektedirler; ki bu “Fıtrî Hilâfet” görevini yerine getirmesi de insanın, detaylarını “Hz. MUHAMMED NEYİ OKUDU” isimli kitapta açıkladığımız bir biçimde “İnsanın İslâm fıtratı üzere Dünya‘ya getirilmesi”dir

“Her insan İslâm Fıtratı üzere doğar...”

Yani, “insan”, Allah‘a kulluğunu ifa etmek üzere, Allah‘ın isimlerinin mânâlarını çeşitli şekillerde ortaya koymak üzere programlanmış olarak meydana gelir... “Daha sonra annesi-babası, onu Mecûsi, Nasrâni, Musevi, Müslüman yapar”... Ama, neticede her insan, İslâm fıtratı üzere gelir... Eğer “fıtrat” konusunu “Hz. MUHAMMED NEYİ OKUDU” kitabından okumamışsanız, mutlaka okumanızı tavsiye ederim..

İşte, bu “İslâm Fıtratı” varlığındaki esmâ-i ilâhi’den dolayıdır... Bilse de bilmese de, idrâk etse de etmese de, gereğini yaşasa da yaşayamasa da...

FITRÎ TESBİH

Her bir zerrede "O"nun hükmü yerine gelmektedir. Her bir zerre "O"nun varediş gayesine uygun davranışlar ortaya koymak suretiyle; kulluğunu îfa edip fıtrî tesbihini yapmaktadır!.

FITRÎ KULLUK

(Fıtrî İbadet)

"Allah, her bir insanı, bir gaye, ve bir amaç için yaratmıştır; ki, kişi, ancak, o yaradılış amacına uygun olarak kendisine kolaylaştırılmış davranışları ortaya koymak suretiyle, yaradanın yaratış hedefine ulaşır… Ki bu da onun fıtrî kulluğudur!."

"Her kuş kendi sürüsüyle uçar."

Kim ne için var edilmişse er geç ona döner...

Öyleyse, bizler de her ne mânâ için var olmuşsak, eninde sonunda, o mânânın gerektirdiği hâl ile hallenecek, o mânânın oluşacağı ortama dönecek ve böylece Allah`a karşı fıtri kulluğumuzu yerine getirmiş olacağız.

"Bu varlıkta, var olan her şey Allah`a kulluk etmektedir."

hükmü;

"Allah kulluğu için, insanların ve cinlerin var olması"

hükmü, bu fıtrî ibadeti, yâni, "ne mânâ için var olmuşsa, o mânâyı yerine getirir, o mânânın gereği olaylarla o sûrete bürünür, o mânânın gereğini yaşar" anlamıdır...

YARADANIN

"YARATIŞ AMACI"NA UYGUN YAŞAYARAK

"YARATIŞ HEDEFİ"NE ULAŞMASI,

BİRİMİN "FITRÎ KULLUĞU"DUR!

“ALLAH” kelimesi bir isimdir ve bir varlığa işaret etmektedir sadece... “ALLAH” isminin işaret ettiği varlığın özelliklerine, yani sıfat ve özelliklerine de yine çeşitli isimlerle işaret edilmektedir... Öyle ise bizim isimlerle uğraşmayı bırakıp, isimlerin işaret ettiği anlamlar doğrultusunda işaret edilen ZÂT’ı anlamaya çalışmalıyız ki, bu da somut bir ismi olan obje değildir!.

Dolayısıyla bizim çok iyi anlamamız gereken husus şudur:

Evrende bir nokta bile olmayan dünyada yaşayan varlıklar, “ALLAH” ismiyle işaret edilenin özelliklerinin, işaret ettiği özelliklerle yaratılmış, sonsuz varlık içinde bir hiçtir!.. Tüm algılananlar, O‘nun yarattıkları içinde bir hiçtir!.

Ve bizler, gene onun dilediği özelliklerle, ve KENDİSİNİ düşünebilecek bir kapasite ve özellikle yaratıldığımız için de bu yönden KULLUK yapmaktayız...

Gerçek kulluğumuz budur!.

“ALLAH” , “Âlemlerin Rabbı olduğu için; isimlerinin işaret ettiği özelliklerin seyrini murad etmiş ve bu isimlerin mânâlarına dayanan yaratıklarını ”esmâ terkipleri” halinde ortaya çıkartmıştır.

Yaratılmışların varlıklarını bu isimlerin mânâları oluşturduğu için,onların bunun dışında kendilerine özgün vücutları ve varlıkları yoktur! İş bu sebeple de, bu mânâlara dayalı varlıklarıyla,her an bu mânâların gerçeğini ortaya koymak suretiyle “GERÇEK anlamda MUTLAK yönden KULLUKLARINI” ifa etmektedirler.

İkinci bir mânâda “kulluk” ise, bireyin “Rabbi olan ALLAH’ı farketmesi, ona kulluk için varolduğunu ve bu görevi yaptığını kavraması ve nihayet bu halinin devamı için de her an gene ALLAH’a muhtaç olduğunu hissetmesidir! Ki, bu da “göresel” anlamda “bireysel kulluk”tur

Allah her bir insanı, bir gaye ve bir amaç için yaratmıştır; ki, kişi, ancak o yaradılış amacına uygun olarak kendisine kolaylaştırılmış davranışları ortaya koymak suretiyle, yaradanın yaratış hedefine ulaşır... Ki bu da onun fıtri kulluğu’dur!

Kişi, bu mânâyı anlayıp, hazmedip, gereğince de yaşadığı zaman ise, tahkiki imana erer, imanın hakikatını yaşar.

“ALLAH” herkesi ne için yaratmışsa, o yaratılış amacının kemâline ermesi için HAKKETTİĞİNİ vermekte ve onu o işle meşgul etmektedir!. Herkes yaratılış kemaline uygun işle meşgul olmaktadır... Yaratılış kemâline uygun olmayan ilim yağmuru üzerine yağsa dahi, o bundan çok sıkı şekilde korunup, kuruduktan sonra da yaratılış amacı yolunda yoluna devam etmektedir..

“Sana kulluk ederiz”in anlamı, “Senin bizi varediş gayene ve programlamana göre ne gerekiyorsa onu yerine getirmek suretiyle görevimizi yaparız”... demektir.

FITRAT VE KADER İLİŞKİSİ

FITRAT MI KADER İCABI,

KADER Mİ FITRAT İCABI?

Fıtrat”, zuhûra gelecek tecellîlerin programlanışı ve yaratılışıdır.

Bu tohum yaratılışından itibaren, kendine en uygun tecelliler ile beslenir, büyür yeşerir, ta ki yaratışındaki gayeye uygun hizmeti eder. O tecellîlerin zuhuru ta ki onda sona erer ki; bu an tekâmülünün de zirvesidir, artık onun rızkı da sona ermiş olur ve tekrar aslına rücû eder.

“HEPSİ FITRATLARINA GÖRE HAREKETLERDE BULUNUR.” (17-84)

Ve burada son olarak bir cümleyi daha söyleyebiliriz ki; ondan sonrası ne dile gelir ne de kaleme.

“ŞÜPHESİZ Kİ BİZ HER ŞEYİ KADERİYLE HALKETTİK” (54-49)

Bu durakta öğreneceğin sırlardan birisi de, fıtratın mı kader îcâbı olduğu, yoksa fıtratın mı kaderi meydana getirdiği mevzûudur.

Buna başka bir ifade ile, ilim mi malûmu, yoksa malûm mu ilimi meydana getirmiştir diyebiliriz.

Burada,

“ANDOLSUN, SEN BUNDAN GAFLETTE İDİN, İŞTE SENDEN PERDENİ KALDIRDIK.” (50-22)

Âyeti tecellî etmiş; gerçeği müşahede etmiş olursun. Bundan sonra:

“NEREDE OLURSANIZ O SİZİNLE BERABERDİR.” (57-4)

Âyetinin dahi mânâsına vâkıf olursun!.

Aman sakın!.. Gene de edebe riayet et!.

Çünkü daha idrâk edemediğin nice gerçek var ki, gene de sen, ilminle o gerçeğe göre yetersizsin. O takdirde, bunu tefekkür et ve yaradanına aczini beyan et!..

Efendimiz bile günde en az yetmiş defa istiğfar dilerdi. Henüz Zât’ın künhünü idrâk edemediğini bildiği için.... Ve bu biliş elbette ki muhaldir.

Bu durumda dersin:

“RABBİM İLMİMİ ARTTIR.” (20-114)

Ki, mümkün olduğu kadar , “gizli şirkten” kaçayım.

Yanlış zanlardan kaçınayım... Çünkü bilirsin ki, ne olursa olsun O’nu ihata edemezsin!..

“GÖZLER O’NA ERİŞMEZ.” (6-103)

Yani, yaratılmış olandır!.... Yaradanı ihâta edemez!. Herhangi bir eserin, sahibini ihâta etmesine imkân var mıdır ?

Zâhir, bâtındır; bâtın, zâhir! İkisi arasında fark var sanış, gözün kapasitesinden oluşur!..

Aynı tek şeyin, gözün görebildiği kısmına “zâhir” derler, göremediğine ise “bâtın”... Oysa ikisi aynı “TEK”tir!..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Gönder