7 Haziran 2013 Cuma

FITRİ OLMAK - Ramazan KAYAN

Fıtratın imha ve ifsadı tüm iğrençliklerin, utançların, ilençlerin nedeni… Şakilesi bozulan, şirazesinde çıkan insan kötülüğün odağı oldu…



Modern insanın savaşı kiminle?

Önce kendisi ile… Sonra başkası ile…
Modern uygarlık yeryüzünü savaş alanına çevirmekle kalmadı, insan fıtratına da savaş açtı. Fıtratı bozulan insan artık yeryüzünde bir bozguncudur…
Niçin insan feveran eder? İnsanın en büyük felaketi nedir?
Fıtrat faciası… Çağdaş insanın fütursuzluğunu, huzursuzluğunu, huysuzluğunu neden görmek istemiyoruz? Çünkü insan fıtratına yabancılaştı… Kendisinden başka bir şey olma yolunu seçti...
Fıtratın firkatini görmüyor muyuz? Feryadını duymuyor muyuz?
Fıtratı sukut eden insanın ne bir değeri, ne de bir davası kalıyor… Aidiyetini kaybeden, anlamını yitiren, ruhunu yaralayan insan iç dinamiklerinden kopuyor, hiçleşmeye başlıyor.
Fıtrattan kopan birey, sureten insan ama sireten sanki bir canavar… Doğası bozulan insanın doğallığı gitti… Doğruları bulandı… Duyarlılığı azaldı… Değeri düştü…
İnsani özelliklerdeki aşınma ve azalmayı başka nasıl anlayacağız?  Daha az insan, daha çok robot, modern zamanlarda revaçta olan budur…
Fıtrata muhalefet, insanın fetretini hazırladı… Yani fıtratdışılık, insandışılıktan başka bir şey değildir…
Fıtratsız insan, vicdansız dünya demektir…
Fıtrat medeniyetinin yerini şimdilerde Batı’nın nefsi emmare uygarlığı aldı… Evet, fıtratı bozuklar, fıtrata savaş açtı… Fıtratla oynayanlar, şeytana uyanlardı…
Fıtrat çekirdeği küfür toprağının karanlıklarında gömülü ve örtülü kalınca insan olunmuyor, insaniyet gelişmiyor… İnsanın çamurlaşma süreci daha bir derinleşiyor…
Velhasıl, fitne rejimleri, şer odakları, nifak mihrakları insanı bozdu, ruhu kirletti… İnsanın özüne yönelik sanal suikastlar, yasal baskılar, seküler saldırılar, modern tuzaklar bir türlü bitmek bilmiyor…
Resmi ideolojilerin beyin yıkama yöntemleri, fıtrat yıkımına neden oldu…
Genetiği bozulan, geleneği yok olan insanın, geleceği de karanlık…
GDO’dan  sonra yeni tehdit insanın DNA’ sına yönelik…
Fıtratın imha ve ifsadı tüm iğrençliklerin, utançların, ilençlerin nedeni…  Şakilesi bozulan, şirazesinde çıkan insan kötülüğün odağı oldu…
Homoseksüellik, ensest ilişkiler, estetize edilen günahlar, sınır tanımayan haramlar neyin habercisi? Ya da neyin sonucu?
Gittikçe yaygınlaşan kadının erkekleşmesini, erkeğin kadınlaşmasını başka türlü nasıl izah edeceğiz?
Şimdi insanın kurtlaşmasını normal görebilir miyiz?
Değersizleşen ve duyarsızlaşan insanı nereye oturtacağız?
Zulme tepkisiz, münkere duyarsız, şerre aldırışsız insanın sorunu fıtridir, marazidir…
Bu nedenle en büyük fitne, fıtratın tahrif, tahrip ve tağyirini hazırlayan fitnedir…
Peki, bu kadar vurgudan sonra sormak gerekmiyor mu, fıtrat nedir?
Hayatı anlamak için önce fıtratı anlamak gerekiyor… Hayatın anlamı, fıtrata göre yaşamaktır…
Fıtrat; Allahu Teâlâ’nın mahlûkatını kendisini bilip tanıyacak ve idrak edecek bir hal, bir kabiliyet üzere yaratmasıdır…
İnsanların ve tüm varlıkların temel yapısını oluşturan, yaratılış, değişim ve gelişim ilke ve kanunları vardır, ona fıtrat diyoruz…
Fıtrat, yani yaratılış ve mahiyet itibari ile insanın lekesiz, temiz, İslam’a ve imana müsait bir hüviyete sahip olmasıdır…
Fıtrat; var olan her şeyin ne hikmetle yaratıldığını yani o varlığın doğasını ifade eder…
Fıtrat, insanın heva ve heveslerinden dolayı bozulmadan önceki saf halidir...
Kâinatın Allah’ın fıtratı üzere işleyişi İslami dilde adetullah, sünnetullah, fıtratullah ifadeleri ile isimlendirilmektedir…
Fıtrat, nimettir…
Fıtratı anlamak yetmiyor. Önemli olan fıtratı doğru okumak ve onu güzelce korumaktır...   Adem olmanın yolu budur, istikameti bulmanın şartı budur…
Fıtratı, tutkulardan, tutsaklıklardan, içgüdüsel dürtülerden, geleneksel şartlanmışlıklardan, toplumsal baskılardan, yasal dayatmalardan, modern şımarıklıklardan korunmak zorundayız…
Fıtrat üzerinde çevrenin dönüştürücü gücünü basite almamak lazım...  Çevre temizse fıtratta temiz kalacaktır…
Fıtrata aykırı rejim, ideoloji, sistem, kurum, yapı, eylem, söylem yöntem merduttur, diyebilmek…
İnsanın beden toprağına yüklenen fıtrat tohumu, vahiy yağmuru ile buluştuğu zaman insan hem neşet eder, hem de netleşir…
Evet, fıtratın Fatır-ı Mutlak ile mutabakat halinde olması şarttır. Vahiyden ışığını, ısısını, suyunu, havasını almayan fıtrat çürümeye mahkûmdur. Bu bağlam da yapılması gereken; Allah’ın boyasına boyanmaktır… Kuran ahlakı ile ahlaklanmaktır… Sünneti seriyyenin disiplinine girmektir…
Hanif durmanın, halis kalmanın, halife olmanın yolu budur… İmam, varis, şahit olmanın şifresi fıtratta saklıdır…
Bize düşen görev: fıtratı tercih etmektir… Onu takva örtüsü ile korumaya almaktır…  Takva azığı ile beslemektir…
Fıtrat boşluk kabul etmez… Fıtrata hangi korkuları, sevgileri, bilgileri yüklerseniz öyle şekillenir. Bunlar fıtri temayüllerdir… Bunlar Allah için olursa kişi Allah ile barışık olur, bozuşmaz… Ayrıca vaftiz gerekmiyor, yeter ki; fıtrata vefa olsun, mutabakat ve muvafakat bozulmasın…
Fıtratı korursak faruk oluruz… Farkımız budur…
Fert, fıtratla şahsiyet kazanır…
Evet, fıtrat; hakikat ve hidayetle mutabakatın ismidir…
Aslında dünyaya gelen her insan temiz bir sayfadır…
Ne mutlu vahiyle korunanlara!
17.09.2010

rum 30 edip yüksel ihsan eliaçık abdulaziz bayındır video

KURANDA HANİFLİK KAVRAMI

KUR'ANDA HANİFLİK KAVRAMI
      "Yahudi yahut Hıristiyan olun ki dogruya kılavuzlanasınız." dediler. De ki: "Hayır, öyle değil. Şirk ve yozlaşmadan uzak bir biçimde, İbrahim milletinden olalım. O, şirke bulaşanlardan degildi."   (BAKARA SURESİ / 135)
        İbrahim, ne yahudi idi, ne de hıristiyandı: ancak, O hanif (muvahhid) bir müslümandı, müşriklerden de değildi.   (AL-İ İMRAN SURESİ / 67)
        De ki: "Allah, doğrusunu söylemiştir/vaadinde sadıktır. Hadi artık hanîf olarak İbrahim'in milletine uyun! Müşriklerden değildi o."  (AL-İ İMRAN SURESİ / 95)
       Güzel düşünüp/güzellikler sergileyerek ve özü-sözü doğru bir halde İbrahim'in milletine uyarak yüzünü Allah'a teslim edenden daha güzel dinli kim olabilir! Allah İbrahim'i dost edinmişti. (NİSA SURESİ / 125)
      "Gerçek şu ki, ben bir (hanif)muvahhid olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana çevirdim. Ve ben müşriklerden değilim."   (EN'AM SURESİ / 79)
         De ki: "Rabbim gerçekten beni doğru yola iletti, dimdik duran bir dine, İbrahim'in hanif (muvahhid) milletine/dinine... O, müşriklerden değildi."   (EN'AM SURESİ / 161)
        Ve: "Bir muvahhid (hanif) olarak yüzünü dine doğru yönelt ve sakın müşriklerden olma,"   (YUNUS SURESİ / 105)
       Gerçek şu ki, İbrahim (tek başına) bir ümmetti; Allah'a gönülden yönelip itaat eden bir (hanif) muvahhiddi ve o müşriklerden değildi.   (NAHL SURESİ / 120)
         Sonra sana vahyettik: "Hanif (muvahhid) olan İbrahim'in milletine uy. O, müşriklerden değildi."   (NAHL SURESİ / 123)
         Allah'ı birleyen (Hanif)ler olarak, O'na ortak koşmaksızın. Kim Allah'a ortak koşarsa, sanki o gökten düşmüş de onu bir kuş kapıvermiş veya rüzgar onu ıssız bir yere sürükleyip atmış gibidir.   (HAC SURESİ / 31)
         Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışı için hiç bir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler.   (RUM SURESİ / 30)
        Oysa onlar, dini yalnızca O'na halis kılan hanifler (Allah'ı birleyenler) olarak sadece Allah'a kulluk etmek, SALAT ETMEK ve ZEKATI VERMEKten başkasıyla emrolunmadılar. İşte en doğru (dimdik ve sapasağlam) din budur. (BEYYİNE SURESİ / 5 )
NOT: Kur'anda 'millet' kavramı aynı zamanda 'din=yol=tarz=usul' anlamında da kullanılmıştır.

İYİLERDEN OLMAK İSLAM

Kalu belada Allah'ın varlığına Tüm insanlık olarak şahit olmamız hasebiyle. aslında var olan ALLAH (EL HALIK) inancı, tüm benliğimizde saklıdır.  Büyük korkular yaşadığımızda, inanan inanmayan hemen herkesin, Yüce bir Kudrete sığınma arzusunun, doğal bir refleks gibi ortaya çıkması, bundandır. Dünya'da iken bizlere verilen ömür kredisi bitmeden, bizlere qalu belada verilip, pasif olarak benliğimizde gizleneni bulmamız idrak etmemiz gerekiyor. Doğruyu, EN doğruyu öğrenebileceğimiz yegane kaynak olan Kur'an-ı Kerim gayrisi  kaynaklarda ya da Kur'an ile beraber, yardımcı, açıklayıcı statü verilen NAS kaynaklı kitaplarda hakikati bulabileceğini sanmak başlı başına bir A'FETtir. Dinini,  O'nun kelamıyla araştırıp, öğrenmemek ve   ALLAH’a HAKKI ile İMAN etmemenin, ahirette vereceği dehşet üstü pişmanlık, kişinin cehennem  alevleri harici  alevi olacaktır. Buna ister sabretsin ister etmesin kendisi için değişen hiç bir şey olmayacaktır.

İSLÂM DİN'i araştırıp özünün insanın yaratılışına EN UYGUN fıtrat(Din'i) olan Hanifliği Ibrahim'i bir tavır ile yaşamamak ve gereğini yerine getirmemek,  Din'i SADECE Allah'a has kılmaya (Tevhide) ters düşen davranışlarda bulunarak, pahasını ölüm ötesi yaşam şartlarında aciz/güçsüz/Mahzun kalmakla ödemek demektir!
Dünya hayatında SUNNETULLAH'a ters düşen davranışlarda bulunmak ise: Ferdi bazda; başarısızlık, ümitsizlik, rezil ve cahil kalmakla.......Toplumsal bazda ise: dahili ve harici düşmanlara karşı; İktisadi, Askeri ve Teknolojik bakımdan geri kalmışlık ve yarı bağımlı hale gelme......Harici saldırılarda ise kan, gözyaşı, açlık ve sefalete mahkum olmak demektir.
Allah'ın koyduğu yasalar(Sunnetullah) ki: (Deprem, tsunami, mevsimlerin oluşumu, çalışanın kazanması, ilim tahsil edenin etmeyene üstün oluşu, aklı ön planda tutanın üzerine güzellikler-dürtülerini ön planda tutanın veya aklını başkalarına ipotek bırakanların ya da atalarının izinden gidenlerin üzerine PİSLİĞİN yağması, yer çekimi, azalan verim kanunu, suyun kaldırma kuvveti ve sıfer dercede donması ve de hacminin genleşmesi....vs) Allah'ın SUNNETINE karşı davranışlarda bulananı bu yasalar inanan-inanmayan ayrımı yapmaksızın AYNI tepkiyi verir. İşte bu kısım BİZ islam ferdi olanların en anlayamadığı veya anlamak istemediği kısımdır.
Misal: Deprem kuşağında olan bir şehirde, ateist olan bir insan evini deprem şartlarına uygun, demirini, çimentosunu, uygun teknik ölçüsünce kullanıp yapsa....
Diğer yandan Allah'a iman etmiş, namazından, zekatından, orucundan....vs ödün vermeden günlük yaşamını sürdüren bir müslim....Ancak deprem kuşağında bulunduğuna aldırmaksızın; yapmış olduğu evinde, plandan/mühendislikten uzak, demir çimento oranına yapım tekniğine aldırış etmeden evini inşaa etmiş olsun.

8.0 aletsel büyüklükte bir deprem (Allah yasası/Sunnetullah) olsa, sonuç ne olur? Kimin evi başına yıkılır? Ne kadar iyi ve dürüst Müslim olur ise olsun.....Allah kimsenin hatırı için SUNNETİNDEN vazgeçmez ve YASASINDA değişiklik YAPMAZ!!! Diğer bir deyimle SUNNETULLAH'ı kendimize uydurmak yerine BİZler Sunnetullah'a uygun davranışlar içinde olmalıyız. Zaten aklı ön planda tutan Kur'an ehlline de yaraşan budur. Zaten açık seçik görmüyor muyuz gündelik yaşantımızda SUNNETULLAH'a uygun hareket eden MILLET ile uymayan MILLET arasındaki koca FARKI!!!
Atomu ilk parçalayan Allah Korkusu Taşıyan Aydın bir Müslim olsaydı........ Dünya çok daha güzel olmaz mıydı? Bir nesil öncesinde adamlar laboratuvarlarda bilimsel deneyler yaparken bizimkiler sadece tesbih çekti-salavat getirdi.......Oysa Allah'ı ZIKRetmeye Çalışmak ilim yapmaya engel miydi?

24/37 (Öyle) Adamlar ki; ne ticaret, ne de alış-veriş onları Allah'ı zikretmekten, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoymaz; onlar kalplerin ve gözlerin allak bullak olacağı günden korkarlar.
 Ortadoğuda müslümanların üzerine Teknoloji ürünü füzeler yağdı/yağıyor....Gözyaşı, açlık, sefalet, kan ve ölüm var......NEDEN? Görünen müsebbip USA/ISRAİL (Allah Kahretsin onları)  Allah'a topluca dualar ediliyor......Kahrolası USA'nın zulmü bitsin diye........NEDEN bitmiyor? Bunları Müslüman toplumu olarak iyice idrak etmek lazım.                                                       
“İSLÂM”, şu veya bu topluluğun, veyahut da müslüman denen toplumların dininin adı değil, ALLAH'ımızın 16/123 nolu ayette Efendimiz Hz. Muhammed (SvS)'e  emrettiği HANIF ce iman etmenin adıdır.
16/123- Sonra sana: Hanif olarak İbrahim'in Milleti'ne tâbi ol !  o, hiç bir zaman müşriklerden olmadı, diye vahyettik.
 
Kutsal” kabul ettiğin tüm inançlarını; atalarından, hocalardan, imam ve hacılardan "İslam" diye öğrendiklerini ve özgür bilincini prangalara vuran şartlanmalarını bir kenara bırak.  Hür bir bilinç ve mahşeri bir vicdanla, aklını bloke edecek TÜM şartlanmalarına EUZU... diyerek, Rabb'inin Kelâmı Kur'an-ı Hakim'e bak.  Göreceksin ki "İslam" diye sana yutturulan, cahiliye Arap örfleri ve israiliyat yalanlarından arabesk/ucubik bir "din"....... Ve şahit olacaksın ki; Sana anlatılan Resul başka, Kur'anın anlattığı Resul başka, sana anlatılan namaz başka, Rabb'imizin anlattığı namaz başka, sana anlatılan cennet-cehennem başka, Kur'anın tasviri başka............ Ve HATTA sana anlatılan ilah başka, Kur'anın anlattığı ALLAH (C:C) ise, BAMBAŞKA ! 
Size Din'den bir şeyler anlatanlara söyleyeceğiniz ilk cümle  "Deliliniz Nedir? " sorusu olmalıdır.
28/75- Bütün ümmetlerden bir şahit çıkarır, "Haydin, kesin delilinizi getirin!" deriz. O zaman anlarlar ki, hakikat Allah'a aittir ve uydura geldikleri şeyler de kendilerinden ayrılıp kaybolmuşlardır.
......Ve ille de SORGULAMA, SORGULAMA VE SORGULAMA !!!  Araba, ev, televizyon, cep telefonu, bilgisayar...vs alırken dahi belki elli kez sorguluyoruz. "garanti BELGEsi var mı?....tapusu var mı?....vs. diye. Peki ölüm ötesi sonsuz yaşamımızı etkileyecek İMAN olgusunu da, bunlar kadar sorguladık mı? Bize din anlatanlar (anne, baba, dede, nine, imam, hoca, evvelkiler, atalar) peki bunlar bizlere ya yanlış anlatmışlarsa....?
2/170- Onlara; "Allah'ın indirdiklerine tabi olun" dendiğinde; "Hayır, biz atalarımızı üzerinde gördüğümüz yola tabi oluruz" derler. Ya ataları hiçbir şeyi düşünemeyen, doğru yolu bulamamış kimseler idiyse yine mi öyle yapacaklar?
 
31/21- Onlara, "Allah'ın indirdiğine uyun" dendiğinde; "Babalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız" derler. Ya şeytan, babalarını ALEV AZABIna çağırmışsa?
Evrenin her zerresi Semi ve Besar olan Allah'tan gizli değildir. O halde deve kuşu olmayı bırakıp, "Ahseni Takvim" üzere yaratılmış olmanın hakkını vermeye çalış. “ALLAH indindeki Din’in” hükümleri, farkında olunmasa da işler durumda ve kesintisiz yürümekte… Ve O, her LAHZA yeni bir yaratmadadır. Subhan olan Allah'ın şanı ne Yücedir. HAMD ancak Alemlerin Rabb'i olan Allah'a dır.


HANİF-AKHENETON (IV. AMENOFİS)
Akheneton'un ölümünden tam 3000 yıl sonra arkeologlar, Amarna kentini kazarlarken keşfedilen Akheneton, böylece gündeme gelmiş oldu. IV. Amenofis olarak da bilinen Akheneton, babasının ölümünden sonra tahta geçtiğinde henüz çok gençti. Ve kendisi, hangi sebepten/kaynaktan dolayı KESİN olarak bilinmez, monoteizmi (tek tanrılı inanç sistemi) benimsedi. Akla en yatkın sebep, o çağa en yakın (her zaman olduğu gibi hatırlatıcı/uyarıcı) gönderilmiş bir elçi/peygamberden kalma inanç sisteminin izleridir büyük ihtimalle.
 Tahta geçtikten yaklaşık 5 yıl kadar sonra, yaptığı öncelikli işlerden biri; halkı firavunların ra'nın (güneş tanrısının) oğlu olduklarına inandırmak için duvarlardaki ra ile firavunun annelerini cinsel ilişkide gösteren/anlatan hiyeroglifleri kazıtmak olmuştur. Bunun yerine "Akheneton olsa olsa Aton'un kulu ve köle(hizmetçi)sidir"  anlamına gelen hiyeroglifi yazdırtmıştır. Tabii sadece güneşi tanrı kabul ediyor gibi görünen firavun hanedanı aslında çok tanrılı bir inanç sistemine sahipti.
 Akheneton'un bu yaptıklarına ve inanç sistemine en çok karşı olanlar amon rahipleriydi kuşkusuz. Zaten Akheneton rahiplerin kendisini rahat bırakmayacağını bildiğinden,  Teb şehrinin 300 km. kadar kuzeyinde  Nil nehrinin doğu yakasında yeni bir tapınak/başkent yapma gereği duymuştu. Bu tahta geçişinin 6. yılına tekabül etmektedir ve o zaman kadar "Amenofis" olan ismini "Akheneton" olarak değişmiş ve yeni başkentine de aynı ismi vermişti. Akheneton'un ölümünden sonra tahta geçen, Tutankhamon, rahiplerin aşırı baskısına dayanamayarak, tapınak ve kurallar dahil her şeyiyle eski düzene geçilmiş/taşınılmıştır.
Kur'an dan biliyoruz ki; firavunlarla ilişkisi olan iki peygamber var:                                 
1. Hz. Yusuf (A.S)                                                 
2. Hz. Musa (A.S)
18. hanedandan 10. firavun olan Akheneton'un tahtta kaldığı tarih: İsa'dan Önce 3351-3340 yılları olduğuna göre; Hz Musa'dan önceki zamanda yaşadığı anlaşılıyor. Geriye kalıyor Hz. Yusuf (A.S) ve onun anlattığı inanç sisteminin izleri.
Akheneton hakkında 2 fikir daha var. 1. onun bir peygamber olduğu, 2. ise; Aynen Hz. İbrahim gibi TEK olan YARATICI'yı akıl yoluyla bulmuş olma ihtimali. Modern arkeolojinin en son(2004) verilerine göre (ki bir kısmını MP3 olarak dinleyebilirsiniz) Akheneton'un hayatına,  Kur'an verilerilerindeki elçiler ve kavimlerinin ilişkisi kıstas alınarak bakıldığında, elçi olduğuna dair delil/mantık çıkmıyor.
Hz. İbrahim gibi akıl yoluyla monoteizmi bulmuş olması da zayıf bir ihtimal bana göre. Eğer böyle olsa idi, Hz . İbrahim'den hatta Belkıs'ın tahtını 0,1saniyede Hz. Süleyman'a getiren (sadece ihtimalen ismi) Berhiya Bin âsaf 'dan bahseden Allah Teâlâ hazretleri, ondan da bahsederdi. Ayrıca her ne kadar güneşe tapıyorlar idiyseler de Hz İbrahim'in Hanif dininden kalan uygulamaları devam ettiriyorlardı. Yani: domuz etini haram diye yemiyorlar, sünnet oluyorlar, tapınaklara girmeden önce ellerini yüzlerini ve ayaklarını yıkıyorlar(abdest) ve cinsel ilişkiden sonra mutlaka yıkanıyorlardı (gusül abdesti (aslı taharettir aslında ama ayetler meallendirilirken orijinden çok uzaklaşıldığından halk bunun doğrusunu orijinalini bilmiyor maalesef. Abdest bölümü adı altında bunları anlatacağız inşaAllah) ) Bunların bu halini düşünür iken Efendimize Risalet gelmeden önceki Mekke'li müşrikleri hatırlamamak mümkün değil. Çünkü onlar da Allah'a şirk koşmalarına rağmen İbrahim (A.S) dan gelen birçok uygulamayı devam ettiriyorlardı. Tabii ki en doğrusunu Rabb'imiz bilir.

AKHENETON'UN YAZDIĞI ŞİİRLER:
                -1-
Tanrı uludur; birdir, tektir.
Ondan başkası yoktur.
Bir tanedir,
O'dur her varlığı yaratan
Bir ruhtur Tanrı, görünmeyen bir ruh...                                           
Ta başlangıçta vardı Tanrı,
Tek varlıktı o.
Hiç bir şey yokken o vardı.
Her şeyi o yarattı
Ezelden beri süregelen varlığı,
Ebediyete kadar sürecek,
Gizlidir Tanrı, kimse görmemiştir onu.
İnsanlara ve yarattıklarına sır kalır her zaman.
.             -2-
Göklerin ufkunda belirmen ne kadar güzeldir,
Ey! Hayatın temelinde yaşayan Aton,
Sen doğu göğünün ufkunda doğduğunda,
Tüm memleketi güzelliğinle doldurursun,
Uzaklaşsan da, ışınların dünya üzerindedir,
Ne kadar yüksek olursan ol,
Senin adımlarının izleri gündüzdür,
Sen, ışınlarını dağıttığın zaman,
Mısır'ın her iki ülkesi de bayram eder,
Hepsi uyanık ve ayaklarının üzerindedir,
Çünkü Sen, onları uyandırmışsındır,
Onlar tüm organlarını sende yıkarlar,
Ve kollarını kaldırıp, Sen'i şafakta selamlar,
Sonra tüm dünyada herkes kendi işini yapar,
Hayvanlar otlardan zevk alırlar,
Ağaçlar ve bitkiler çiçeklenirler,
Kuşlar, kanatları sana doğru ibadet edercesine kalkık,
Bataklıklarda uçarlar,
Sen üzerlerinde oldukça onlar yaşarlar,
Kadında çocuğu Sen yaratırsın,
Ananın karnında çocuğa Sen hayat verirsin,
Sen ana rahminde dahi çocuğu besleyensin,
Ne zaman civciv kabuğu içinde bağırsa,
Sen ona hayat vermek için nefes verirsin,
Ey Tanrım, Senin ne kadar çok eserlerin vardır,
Sen! Ebediyetin hakimi! Senin isteklerin hep iyidir,
Sen yaşamın ta kendisinin ve yaşam Sen'de yaşar,
Tanrım Sen yaşamsın ve yaşam ancak sende görülür.

HZ İBRAHİM VE HANİF İMAN

HZ. IBRAHİM HANİF IMAN
Sen yüzünü hanif olarak dine,
Allah insanları hangi fıtrat üzere
yaratmışsa ona çevir.
Allah'ın yarattığında değişme yoktur.
İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların EKSERİYETİ bilmez.
(Rum/30)
Ne mutlu İNSANLARIN DİNLERİ  ile uğraşmak için değil, ALLAH İNDİNDEKİ DİN’i anlayıp gereğini yaşamak gayesi ile varolmuşlara…
Ve Ne Mutlu o insana (İbrahim SvS) ki; kendisine zerre kadar uyarı/bilgi/vahy/işaret gelmemesine rağmen, en büyük nimet olan AKLı kullanarak Wahid/Ehad olanı bulana...  Ve Din'i, SADECE O EHAD olana has kılana...
Sembolik olarak anlatılan "Eleste BiRabbikum-Qalu Belê" aslında Allah'ın fıtratımızda var ettiği, var dediği, Kendisinden Başka İlah ve şeriki Olmadığı inancı bizlerin öz benliklerinde var.  Bu bizlerin FITRATINDA var. İşte bulandırılmamış, katıksız halde olan bu FITRAT imanını, Kur'an bizlere, HANİF İMAN olarak tanıtıyor. Öz/Çekirdek dediğimiz bu imana daha sonradan anne, baba (atalar), sosyal çevre, eğitim, kişinin kendi seçimleri, ulvi ve sufli eğilimleri etkiliyor.
30/30-O halde yüzünü bir hanif olarak dine tut, Allah' ın insanları kendisi üzerine yarattığı fıtratına. Allah'ın yaratışında değişme yoktur, dosdoğru sabit din odur. Fakat insanların çoğu bilmezler.
 
İnananlar; YA HANİFTİR YA DA MÜŞRİK !!! Çoğu zaman Yüce Allah, Elçilerini (Hepsine Selam ve Salat olsun) bugünkü tanımı ile ateistler için değil şirk belasına bulaşmış inananların, bu beladan kurtulması, yeniden hatırlatma ve şirki bertaraf etmek için göndermiştir. Bir şirk ehli müslümanın şirkte oluşunu kabul etmesi, ateist birinin Allah'ı kabulünden daha zordur. Bu bağlamda konuyu Hz. İbarhim'e gitirir isek; ayetlerde ön plana çıkan İki unsurun dikkat çekici olduğu görülür:
1- Hanif
2- Şirk
Birbirlerinin TAM zıddı olan iki kavram. Allah; Hz İbrahim'in hanif oluşunu anlattığı ayetlerde "Wema Kane Minel Müşrikin" "O müşriklerden değildi/olmadı" ifadesinin tekerrüren vurgulaması dikkat çekicidir:

وَقَالُوا كُونُوا هُودًا أَوْ نَصَارَى تَهْتَدُوا قُلْ بَلْ مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
2/135 - Bir de: "yahudi veya hıristiyan olunuz ki, hidayet bulasınız." dediler. Sen onlara de ki: "Hayır! Hanif olarak hakka tapan İbrahim'in milleti'ne (uyarız) ki, o hiçbir zaman müşriklerden olmadı."


مَا كَانَ إِبْرَاهِيمُ يَهُودِيًّا وَلَا نَصْرَانِيًّا وَلَكِنْ كَانَ حَنِيفًا مُسْلِمًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
3/67-İbrahim ne Yehudi  nede Nasrânî idi velâkin müslim bir hanif idi ve müşriklerden olmamıştı.


قُلْ صَدَقَ اللَّهُ فَاتَّبِعُوا مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
3/95-De ki: Allah doğru buyurmuştur. O halde Hanif olarak İbrahim'in Millet'ine tabi olun. O, müşriklerden değildi.

إِنِّي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضَ حَنِيفًا وَمَا أَنَا مِنَ الْمُشْرِكِينَ
6/79-Ben hanîf olarak, yüzümü gökleri ve yeri yoktan var edene çevirdim ve ben müşriklerden değilim.

قُلْ إِنَّنِي هَدَانِي رَبِّي إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ دِينًا قِيَمًا مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
6/161-De ki: Şüphesiz Rabb'im, beni dosdoğru yola iletti. Hanif olan İbrahim'in Millet'ine. Ve o, müşriklerden olmadı.


إِنَّ إِبْرَاهِيمَ كَانَ أُمَّةً قَانِتًا لِلَّهِ حَنِيفًا وَلَمْ يَكُ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
16/120-Muhakkak ki İbrahim başlı başına bir ümmet idi, Allaha itaat eden bir hanif idi ve hiç bir zaman müşriklerden olmadı.


ثُمَّ أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ أَنِ اتَّبِعْ مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
16/123-Sonra sana: Hanif olarak İbrahim'in Millet'ine tâbi ol ve o hiç bir zaman müşriklerden olmadı, diye vahyettik.
Yukarıdaki bu ayetler incelendiğinde kolayca anlaşılır ki; Haniflik= Müşrikliğin TAM zıddı!, Allah'a HİÇ BİR ŞEYİ ortak koşmama hali veya diğer bir deyim ile SIFIR ŞİRK ile Allah'a imandır. İşte Fıtrat dini olarak nitelenen haniflik ANCAK sorgulama ile ulaşılır. Yoksa annesi ve babası müslüman olduğu için müslüman olmakla değil!!!
Hıristiyan veya Yahudi anne-babadan doğanın suçu nedir? Müslüman anne-babadan doğmuş olsalardı büyük ihtimalle Müslüman olarak kalacaklardı. Peki tam burada sormak lazım. (haşa) Müslüman anne-babadan doğanlara Allah torpil mi geçmiştir? Bu soru üzerinde ibretle düşünmek lazım. İşte o zaman anlaşılır ki; inananlar Ya Haniftir Yada Müşrik!!!  Allah El ADL'dır. Çok adaletlidir, çooooook!
İbrahim (AS)'ın imanı nasıl sorguladığını ayetlere bakarak görelim:
 

وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ لِأَبِيهِ ءَازَرَ أَتَتَّخِذُ أَصْنَامًا ءَالِهَةً إِنِّي أَرَاكَ وَقَوْمَكَ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ
6/74- Vaktiyle İbrahim babası Azer'e: Sen putları bir sürü tanrılar ediniyorsun öyle mi? Doğrusu ben seni ve kavmini açık bir sapıklık içinde görüyorum. demişti.

وَكَذَلِكَ نُرِي إِبْرَاهِيمَ مَلَكُوتَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَلِيَكُونَ مِنَ الْمُوقِنِينَ
6/75- Böylece İbrahim'e göklerin ve yerin melekutunu gösteriyorduk ki, kesin inananlardan olsun.


فَلَمَّا جَنَّ عَلَيْهِ اللَّيْلُ رَأَى كَوْكَبًا قَالَ هَذَا رَبِّي فَلَمَّا أَفَلَ قَالَ لَا أُحِبُّ الْآفِلِينَ
6/76- Üzerini gece kaplayınca bir yıldız gördü: Rabbim budur! dedi. Batıverince de: Batanlara muhabbetim yoktur. dedi.

فَلَمَّا رَأَى الْقَمَرَ بَازِغًا قَالَ هَذَا رَبِّي فَلَمَّا أَفَلَ قَالَ لَئِنْ لَمْ يَهْدِنِي رَبِّي لَأَكُونَنَّ مِنَ الْقَوْمِ الضَّالِّينَ
6/77- Ay'ı doğarken görünce: Rabb'im budur! dedi. Batınca da: Ahd olsun ki, Rabb'im bana doğru yolu göstermemiş olsaydı, muhakkak ki, sapkın topluluktan biri olacakmışım. dedi.


 

فَلَمَّا رَأَى الشَّمْسَ بَازِغَةً قَالَ هَذَا رَبِّي هَذَا أَكْبَرُ فَلَمَّا أَفَلَتْ قَالَ يَاقَوْمِ إِنِّي بَرِيءٌ مِمَّا تُشْرِكُونَ
6/78- Güneşi doğmak üzere görünce: Rabb'im budur! bu en büyük! dedi. O da batınca: Ey kavmim, haberiniz olsun, ben sizin şirk koştuğunuz  şeylerden beriyim! dedi.


 


إِنِّي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضَ حَنِيفًا وَمَا أَنَا مِنَ الْمُشْرِكِينَ
6/79-Ben hanîf olarak, yüzümü gökleri ve yeri yoktan var edene çevirdim ve ben müşriklerden değilim.
Ayetlerde de açıkça görüldüğü gibi Hz. İbrahim bu şekilde sorgulayarak gerçek iman etme şekli olan veAllah'ımızn; fıtratımıza en uygun Din dediği ve de Hz Muhammed şahsında tüm inananlara emrettiği Hanifliği böyle buluyor.
Bunu da belirttikten sonra ayetlere kaldığımız yerden devam edelim:
 


وَحَاجَّهُ قَوْمُهُ قَالَ أَتُحَاجُّونِّي فِي اللَّهِ وَقَدْ هَدَانِ وَلَا أَخَافُ مَا تُشْرِكُونَ بِهِ إِلَّا أَنْ يَشَاءَ رَبِّي شَيْئًا وَسِعَ رَبِّي كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًا أَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ
6/80- Kavmi de onunla tartışmaya kalkıştı. O da dedi ki: Bana hakikati  doğrudan doğruya gösterdiği halde Allah hakkında benimle mücadeleye mi kalkışıyorsunuz? Sizin O'na ortak koştuğunuz şeylerden ise, ben hiçbir zaman korkmam. Rabb'im dilemedikçe onlar bana hiçbir şey yapamaz. Rabb'imin ilmi, her şeyi kuşatmıştır. Artık iyice bir düşünmez misiniz?


وَكَيْفَ أَخَافُ مَا أَشْرَكْتُمْ وَلَا تَخَافُونَ أَنَّكُمْ أَشْرَكْتُمْ بِاللَّهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِ عَلَيْكُمْ سُلْطَانًا فَأَيُّ الْفَرِيقَيْنِ أَحَقُّ بِالْأَمْنِ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
6/81- Hem nasıl olur da ben Allah'a koştuğunuz ortaklardan korkarım; baksanıza siz, Allah'ın, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri O'na ortak koşmaktan korkmazken! Şu halde korkudan emin olmaya iki taraftan hangisi daha layık? Eğer biliyorsanız söyleyin.

الَّذِينَ ءَامَنُوا وَلَمْ يَلْبِسُوا إِيمَانَهُمْ بِظُلْمٍ أُولَئِكَ لَهُمُ الْأَمْنُ وَهُمْ مُهْتَدُونَ
6/82- İman edip de imanlarını bir haksızlıkla karıştırmayan kimseler, işte korkudan emin olmak onların hakkıdır ve hidayete erenler de onlardır.


وَتِلْكَ حُجَّتُنَا ءَاتَيْنَاهَا إِبْرَاهِيمَ عَلَى قَوْمِهِ نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مَنْ نَشَاءُ إِنَّ رَبَّكَ حَكِيمٌ عَلِيمٌ
6/83- Bu, kavmine karşı Bizim İbrahim'e vermiş olduğumuz hüccetimizdir. Biz dilediğimizi derecelere yükseltiriz. Şüphesiz Rabbin hikmet sahibidir, her şeyi bilendir.

İbrahim (SvS)'ın hayatı Kur'an verilerine göre incelendiğinde, birinci derecede ön plana çıkan tavrının SORGULAMA olduğu görülür. Bu konuda, yani sorgulama tutumunda kendisine asla kişi/olay/anane gibi istisna ve kayıt gibi sınırlama koymamıştır. Ve o kadar ileri gitmiştir ki; Allah'a TAM iman ile teslim olmasına rağmen, Allah'ın, ölüleri nasıl yeniden dirilttiğini sorgulamıştır. Bu derece ileri gitmiş, sorgulama konusunda sınır tanımamıştır.

وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّ أَرِنِي كَيْفَ تُحْيِي الْمَوْتَى قَالَ أَوَلَمْ تُؤْمِنْ قَالَ بَلَى وَلَكِنْ لِيَطْمَئِنَّ قَلْبِي قَالَ فَخُذْ أَرْبَعَةً مِنَ الطَّيْرِ فَصُرْهُنَّ إِلَيْكَ ثُمَّ اجْعَلْ عَلَى كُلِّ جَبَلٍ مِنْهُنَّ جُزْءًا ثُمَّ ادْعُهُنَّ يَأْتِينَكَ سَعْيًا وَاعْلَمْ أَنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
2/260-Hani İbrahim: "Rabbim, bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster" demişti. (Allah ona:) "İnanmıyor musun?" deyince, "Hayır (inandım), ancak kalbimin tatmin olması için" dedi. "Öyleyse, dört kuş tut. Onları kendine alıştır, sonra onları (parçalayıp) her bir parçasını bir dağın üzerine bırak, sonra da onları çağır. Sana koşarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir."

..."Hayır (inandım), ancak kalbimin tatmin olması için"...Yani; "Allah'ım senin sonsuz kudret sahibi olduğunu biliyor ve her türlü yaratmayı yapabileceğini AKLen biliyorum... Fakat gönlümün de aklım gibi %100 KESIN olarak TATMIN olmasını istiyorum" demek istemiş oluyor. Kalbin tatmin olma arzusunu sinede gizlemektense zaten yüreklerin özünü bilen Allah'a dürüstçe ve alışılmamış bir cesaret/açık yüreklilik (İki yüzlülüğün TAM zıddı) ile Yaratan'a arzetmiştir.

وَمَنْ أَحْسَنُ دِينًا مِمَّنْ أَسْلَمَ وَجْهَهُ لِلَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ وَاتَّبَعَ مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَاتَّخَذَ اللَّهُ إِبْرَاهِيمَ خَلِيلًا
4/125-İyilik yaparak kendini Allah'a teslim eden ve hanif  olarak İbrahim'in Millet'ine uyandan daha güzel din'li kimdir? Allah, İbrahim'i dost edinmiştir.

Ne mutlu İNSANLARIN DİNLERİ ile uğraşmak için değil, ALLAH İNDİNDEKİ DİN’i anlayıp gereğini yaşamak gayesi ile varolmuşlara…
Oysa 21. asırda olmamıza rağmen, bilgisayar çağında olmamıza rağmen, her türlü bilgiye anında ulaşabilme imkanımıza rağmen; Allah'ımızı ve dinimizi, Rabb'imizin sözleriyle anlamak/idrak etmek yerine, çeşitli payeler ve kutsiyet verdiğimiz bir takım insanların DİN adına Allah adına kabullerini kendi kabullerimiz saydık. Onların bu konudaki anlayışlarını kendi anlayışımız kabul ettik. Hatta bu konuta fütursuzca o kadar ileri gittik ki; TEK olan muvahhid DİN i sayısız parçaya, en azından 4 ana parçaya böldük (Hanefi, Şafi, Maliki, Hambeli) ve HAK gibi kutsal bir kelimeyi şu ünlü cümlemizin/kuralımızın başına getirdik " 4 HAK Mezhep" diye.Ve de, bunlardan birine intisap etme kuralı getirdik. NEYE GÖRE, Hangi delile göre, Allah'ın hangi ayet/emri ile diye sormadan peşin bir kabul ile....Aklımızı bloke edip başkalarının eline verdik.Ve en üstün yaratılmış olan insanoğluna yaraşmayacak bir tutum ile UTANMADAN, Allah'a karşı adeta tüm hayasızlık ve cürretimiz ile karşı gelircesine ama O'nun adına imiş gibi "Ictihat kapısı kapanmıştır" dedik.
Bunun türkçesi şudur: "Ey Allah'a inandığını farzeden kuru müslüman kalabalığı, sizden önce allameler ! dini her türlü yönüyle en ince tedayına kadar açıklamışlar. Dolayısı ile sizin artık Kur'an okuyup tetkik yapmanıza gerek yok" İşte 14 asırdır Kur'anın duvarda asılı kalma sebebi....Niçin asılı kalmasın ki; nasıl olsa HER TÜRLÜ! bilgi/detay açıklanmış ne gereği vardı." Üstelik sen kendi kafana Kur'anı okuyup anlayacağını mı sanıyorsun...Yoksa sen kendini AKıL sahibi mi sanıyorsun...Bir kere Kur'anı anlayabilmen için 12 ilmi bilmen lazım. Nedir bu 12 ilim : "Hadis, Fıkıh, Kelam..............!? " Bunlar aslında Yöntem ve Kurallar topluluğudur. Bu Yöntemlerin adını da ILIM koyduk. Meğer ilim ne basit imiş...Ilim kelimesinin içine de ettik. Peki Allah'ımız bu konuda ne diyor?

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ
54/17. And olsun ki Kuran'ı, öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan var mı?

Sadece Kamer süresinde aynı ayet 4 kez tekrar ediliyor. 54/17 -54/22 -54/32 -54/39 Acaba ısrarla Allah niçin vurguluyor?


Şimdi önümüzde bariz şekilde 2 yol/ayrım var:
1- Birileri: "Kur'anı kendi başınıza okuyup anlayamazsınız" diyor.
2- Allah ise defalarca vurgulayarak "And olsun ki Kuran'ı, öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?" diyor.
Bu 2 şıktan bir tanesi yalan. Size göre hangisi yalan? Seçiminizi yapmış mıydınız? Yoksa hala başkalarının yorumuna/güdümüne Teslim(islam) olup beyninizi ipotek altına mı aldıracaksınız. Şu bilinmeli ki ANCAK Allah'a Teslim olmakla İslam olunur. İslam olmakla da işlem tamam olmuyor. Hatta ki; SIFIR şirki yakalayana.........Yani; HANIF olana dek!!!

Hanif(öz/çekirdek) iman = Fıtrat Dini = Kalu Belâ Bağlantısı

Hanif(öz/çekirdek) iman = Fıtrat Dini = Kalu Belâ Bağlantısı
اعوذ بالله من الشيطان الرجيم
بسم الله الرحمن الرحيم
                 Hep fıtrat din dendi ama bunun açıklaması pek yapılmadı veya en azından ben görmedim. Bu fıtrat dini hanifliğin açıklaması; hemen herkesin bildiği A'raf/172. ayette yatmaktadır. Gelin birlikte Rum/30 ile A'raf/172. ayetlerinin bağlantısını birlikte inceleyelim. Önce Rum/30. ayeti 4 bölüm halinde inceleyelim:
فَأَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفًا فِطْرَةَ اللَّهِ الَّتِي فَطَرَ النَّاسَ
O halde yüzünü, HANIF olarak dine, Allah'ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına doğrult.

لَا تَبْدِيلَ لِخَلْقِ اللَّهِ
Allah'ın yaratışında tebdil/değişme olmaz.

ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ
İşte *qayyüm/değişmez/şaşmaz olan din budur.

وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
Velakin, insanların ekserisi bilmezler.
Birinci bölümde, Hz. Muhammed şahsında tüm insanlığa Allah'tan bir emir vardır. Nedir o emir? "...yüzünü, HANIF olarak dine..." çevir diyor. Peki: 1-Hanif Din Nedir? ve 2-Niçin Yüzümüzü Hanif Dine  Dönelim?
1-Hanif Din Nedir? = " yüzünü.....Allah'ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına doğrult."
                                 " yüzünü, HANIF olarak dine...............................................doğrult."
Yani Hanif Din bizlerin öz dinidir. Fıtratımızın dinidir. Bizler bu fıtrat üzere yaratıldık ve "...Allah'ın yaratışında tebdil/değişme olmaz...." ....hülasa: Haniflik = Fıtrat Dini
(İnanan inanmayan bu fıtrat üzere nasıl olur? Bizlere nerden ne zaman verildi bu fıtrat. (Bunun yanıtı A'raf/172. ayettir.)
2-Niçin Yüzümüzü Hanif Dine  Dönelim?= "....İşte *qayyüm/değişmez/şaşmaz olan din budur...."
Allah: qayyüm/şaşmaz/değişmez dediği dindir bu! bunu bırakıp "islam" adı altında Kur'andaki İslama tamamen ters, türlü ana ve alt mezheplere bölünmüş, israiliyat yalanı ve emevi abbasi oynaması karıştırılmış, bir dini seçersek, qayyüm/şaşmaz olanı terk etmiş ve şaşmış olmaz mıyız?
Bu ayetin son ve acı kısmı, düşününce tüyler ürperten kısmı kısmı ki; buna hayretler içinde şahit oluyor ve yaşıyoruz. Yani:
Velakin, insanların ekserisi bilmezler.
Çünkü bırakın ateisti veya gayri müslimi, İslam kardeşlerimize; Allah'ın bu şaşmaz/qayyüm dediği ve adını hanif din(دِّينِ حَنِيفًا) koyduğu vede Fıtratımızın/özümüzün dini dediği bu dini, islam kardeşlerimize anlatınca, onların dahi ekserisinin yüz çevirdiğini, ayete sırt döndüğünü veya o kadar açık olmasına rağmen ayeti tevil yönüyle kotarmaya çalıştıklarını ibretle görmekteyiz. Rum Suresi 30. ayet, bariz bir şekilde tecelli ediyor. Yani insanların ekserisi  maalesef bunu bilmeyecek bilmek istemeyecektir. Bununla müşerref olana ve idrakinde olanlara ne mutlu!, Nasib edene ne kadar HAMD edilse, kuşkusuz eksik kalır.
وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ مِنْ بَنِي ءَادَمَ مِنْ ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَأَشْهَدَهُمْ عَلَى أَنْفُسِهِمْ أَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ قَالُوا بَلَى شَهِدْنَا أَنْ تَقُولُوا يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّا كُنَّا عَنْ هَذَا غَافِلِينَ
7/172- Rabbin, Âdemoğullarından, zürriyetlerini alıp da onları kendi nefislerine şahit tutarak: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" dediği zaman, "Evet (Rabb'imizsin), şahidiz" dediler. Kıyamet günü "Bizim bundan gafildik." demeyesiniz diye!

İşte fıtratımızda/özümüzde Allah'ın EN BAŞTA yarattığı öz/müşahhid imandır Hanif iman! Bu yüzden Allah Özümüze Dönmeyi, öz imanımıza dönmeyi emrederken, buradaki ve atıfta bulunduğu diğer ayetlerdeki "dönmek" fiilini, şirkin delili yapmaya çalışmak, Allah'a rağmen/Allah ismini kullanarak aldanmaktır-aldatmaktır. Öldüğümüzde ve hesap verdiğimizde YALNIZ başımıza olacağız. Yoktur o gün insanların, Gerçek iman + salih amellerden başka dostu! kimse kimseye yardımcı da olamayacaktır. O günün yürek kaldırmaz korkusundan, şefaat-cennet-yardım vaad edenlerin, kaçtıklarını göreceğiz, çetin bir gündür o gün ve dertleri kendi başından fevkâlade aşkındır.

وَاتَّقُوا يَوْمًا لَا تَجْزِي نَفْسٌ عَنْ نَفْسٍ شَيْئًا وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا شَفَاعَةٌ وَلَا يُؤْخَذُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ

2/48 Ve öyle bir günden *ittiqa edin/sakının ki; kimse, başka kimsenin yerine bir şey ödeyemez, ve hiç kimseden şefaat da kabul edilmez, kimseden fidye de alınmaz ve onlara hiçbir yardım da yapılmaz.

وَاتَّقُوا يَوْمًا لَا تَجْزِي نَفْسٌ عَنْ نَفْسٍ شَيْئًا وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلَا تَنْفَعُهَا شَفَاعَةٌ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ
2/123 Ve öyle bir günden *ittiqa edin/sakının ki, o günde hiç kimse başkası namına bir şey ödeyemez, kimseden fidye kabul edilmez, ve hiç kimseye şefaat fayda vermez. Onlar hiçbir yardım da görmezler.

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا أَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيَ يَوْمٌ لَا بَيْعٌ فِيهِ وَلَا خُلَّةٌ وَلَا شَفَاعَةٌ وَالْكَافِرُونَ هُمُ الظَّالِمُونَ

2/254 Ey iman edenler, alış verişin, dostluğun ve şefaatin olmayacağı gün gelmeden önce, size verdiğimiz rızklardan infak edin, inkar edenler  zalimlerdir.

 
وَأَنْذِرْ بِهِ الَّذِينَ يَخَافُونَ أَنْ يُحْشَرُوا إِلَى رَبِّهِمْ لَيْسَ لَهُمْ مِنْ دُونِهِ وَلِيٌّ وَلَا شَفِيعٌ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ
6/51 Rabb'lerine toplanacaklarından korkanları Onun (Kur'an) ile uyar. O'ndan başka Veli ve şefaat eden yoktur. Umulur ki *ittiqa ederler/sakınırlar.
(Ayrıca bakınız: [006.070] , [006.094] , [007.053] , [010.003], [019.087] , [020.109] , [021.028] , [026.100] , [030.013] , [032.004] , [034.023] , [036.023] , [039.043] , [039.044] , [040.018] , [043.086] , [053.026] , [074.048] )

 Yüce Allah; Adem (AS) den son Elçi Hz. Muhammed (SAV)'e  ve aradaki tüm elçilere kadar, Qalu belada bizlere fıtrat olarak verileni  (hanif imanı) idrak etme reçeteleri (Kitap/suhuf) ile göndermiştir. Ama yüzünü Hanif olarak Din'e, " Belâ/Evet! Şehidna/Şahidiz" deyip ŞAHİD olduğumuz Mü-şahhid-Şaşmaz(Qayyüm) olan Din'e "Ekserennas" tan arta kalan istisnaların dışında kimse dönmemiştir. Adem'den, Muhammed'e (hepsine Selam & salat olsun) hep aynı espri vurgulanmış ve bu yüzdendir ki gelen elçi mutlaka kendinden öncekileri tasdik etmiştir. Sonra hep birileri çıkmış açıklama adına, bir şeyler yapmaya çalışmış ve dejenerasyon başlamış. Uzaydan birileri gelip muharref etmemiş dini! Allah; her dejenerasyonun ardından başka bir elçi gönderip, yeniden düzeltmiş/HATIRLATMIŞ/korkutmuş ve yine birileri..................................Tâ son Elçiye kadar!
Kişiler Akl-ı Selimi elden bırakınca hiç şüphesiz yerini iblis doldurur:
34/20 And olsun ki; İblis, onlar hakkındaki görüşünü doğru çıkartmış; inananlardan bir topluluk dışında hepsi ona uymuşlardı.
Dikkat edin! insanlardan bir topluluk demiyor ayet! İnananlar içinde bir topluluk!  Yani insanların ekserisi nden arta kalan istisna diyeceğimiz azınlıktaki HANİFLER!  Ateistleri hariç tutarsak iki tür inanan vardır.
1-Müşrik = Allah'a da iman etmekle birlikte, şefaat/en doğru yolun göstericisi...vs gibi statü verilen insanları veli edinenler ve/veya  nasların sözlerini, Kur'anın ayetlerine/delillerine yeğleyenler, böylece Kur'andaki İslam'dan farklı bir dine tabi oldukları halde İslam dairesi içinde olduklarını sananlar ==> 6/23
2- Hanif = Qalu Belada Allah'ın, bizleri şahit tutmasının manasını, yani; doğan tüm insanların aslında bir elçi gelmese dahi Rabb'i bulabilecek şekilde donatılıp yaratıldığını(Bela Şahidna sırrı) ama dünyaya gelmekle beraber, üstüne düşmeden aklı ön planda tutup sorgulamadan hatırlayamayacağımız, "EVET ŞAHİDİZ" deyip, FITRATIMIZ haline gelen bu değişmez/qayyum imana yüzümüzü dönemeyiz! Yüce Allah ancak hanif olunarak Fıtratımız olan (EVET Şahidiz) dine dönebileceğimizi vurguluyor! İşte bu şekilde yüzünü dönene HANIF denir!
Birilerinin peşine takılıp "Bu bizi Allah'a yaklaştıracak" diyenlerin sonunu Allah Enam/23. ayette gayet NET açıklamıştır.
Kur'an verileri göz önüne alındığında; insanlar ya haniftir ya da müşrik! bunun ortası YOKTUR! Çünkü haniflikte şirke ASLA tolerans tanınmaz. Hanifliğin amacı/temeli/esprisi SIFIR şirkle iman etmektir. Bu gün artık şirk daha örtülü ve sinsi şekilde varlığını sürdürmekte, Allah'a da iman etmekle beraber, şirk içinde olduğunu kabul etmeyen/idrakinde olmayanlar ne acıdır ki  çoğunlukta. Ahrette Yüce Allah; kendisine inanmakla birlikte, şirk içinde olduklarını söylediğinde, müşrikler, hayretler içinde kalıp, yemin ederek şirk içinde olmadıklarını söyleyeceklerdir. İşte bu derece sinsidir şirk:

ثُمَّ لَمْ تَكُنْ فِتْنَتُهُمْ إِلَّا أَنْ قَالُوا وَاللَّهِ رَبِّنَا مَا كُنَّا مُشْرِكِينَ
6/23- Sonra, (Onlar): "Rabbimiz, Allah'a yemin ederiz ki, biz müşriklerden değildik" demekten başka bir özür bulamayacaklar.
Ve orada hiçbir özür/mazeret geçerli değildir. Bu yüzden inananlar, kendi gidişatlarını İbrahim (AS) misali sorgulamalı, sorgulamalı, sorgulamalı........

FITRAT DİNİ VE GÜNÜMÜZ HANİFLER!

FITRAT DİNİ VE GÜNÜMÜZ HANİFLER!
Yüce Allah Hanif olmanın aslında fıtrata en uygun olduğunu vurgular. Ve ardından: "İşte, değişmez/sarsılmaz/eğilmez =>QAYYUM olan din budur" der. Bakınız burası hayati önem taşır. Bunun daha iyi anlaşılması için, FITRATın ne olduğuna bakmamız lazım. Fıtrat hakkında çeşitli tanımlamalar var. Bunlardan bazılarını sayacak olursak:

1- Yaratılışta, Allah tarafından verilen yetenekler, kabiliyetler...
2- İnsanların kendine has değişmeyen karakterleri....


Kur'ani manada Kur'an bir bütün olarak bakıldığına özünde şunu taşır: Allah insanları yaratırken, İnsanın Özüne/Fıtratına kendi VARLIĞI ve TEKLİĞİ inancını, iyiliği kötülükten ayırt etme yeteneğini vermiştir.
Bir insanı küçük yaşta ıssız bir adada yaşam koşuları vererek bıraksanız ve bu çocuk ne din/iman nede diğer bilgileri almadan, hiç kimse ile görüşmeden ve ona iyi davranış nedir-kötü davranış nedir hiç kimse tarafından öğretilmeden yetişkin hale geldiğini varsayalım. İşte böyle bir insan dahi, birinin haksız yere öldürülmesinin, başkasına ait bir malın çalınmasının, başkalarına zulmetmenin kötü bir şey olduğunu kalben bilir. Çünkü bu Allah tarafından verilmiştir. Kötü fiili yapanları Allah bile bile yapılmakla sorumlu tutar.

Bu yüzden ölüm ötesi hayatta, işlenmiş kötü fiiller için "Rabb'im bilmiyordum" gibi bir mazeret Allah indinde geçerli değildir!

Allah: Hanif olma duygusunu ve salih ameller işleme yetilerini insana yaratılışta verdiği için eğer dileseydi insanlara hiç bir elçi göndermeyebilir ve yine de sorumlu tutabilirdi.
Lakin Rahman bunu, engin rahmetiyle dilememiş ve insanlara belirli periyotlarla sürekli elçi göndermiştir. İşte ben Allah'ın, elçi (peygamber) göndermesini EXTRA/Fazladan bir rahmet olarak adlandırdım. Yıllar önce de bunu bir makalede yazdım. Fakat sözmüz meclisten dışarı herkesin "alim" olduğu enteresan bir devirde yaşıyoruz. İNSANLAR KUR'ANIN KENDİSİNE SUNDUĞU HAKİKATİ GÖRMÜYOR. İNSANLAR KUR'ANDA KENDİ GÖRÜŞÜNE AİT HAKİKATİ BULMANIN PEŞİNDE! ve kelime avcılığı yapıyor. İşte sizlere, TEK olan MESAJ (Kur'an) da neden herkes AYNI ÖZÜ/TEK DOĞRUYU göremiyorum yanıtı. Şeytan, İnsanlık (yaratılış) tarihinden bugüne değin, hep insanların FITRATını hedef almıştır. Çünkü fıtrat bozulursa tüm dengeler alt üst olur ve insanın hem imani hem de buna bağlı ameli hayatında kaos oluşur. Bir Kur'an adamının bunu çok iyi görüyor olması gerekir!

Bu yüzden, bir insan hür iradesini bir insana-bir görüşe teslim etmemelidir. Bunun yolu da sorgulamaktan geçer. Sorgulama ise akletmekten. Burada yine hem gelenekçi İslam'a tabi olanların ve hem de maalesef hanif Müslümanların bariz hataları mevcuttur. Gelenekçiler, Türlü söylemler ve kendi akıllarının ürüne olmayan TEZler ile Allah'ın Kitap'ına direk muhatap olmayı red ederken, hanif Müslümanların çoğunluğu ise madalyonun sadece bir yüzüne bakıp diğer yüzünün olduğunu hatırlamamaktadır. Neden hatırlamamaktadır?

Bakınız; şimdiye kadar hep akla atıfta bulunduk. Aklını işletmenin ve sorgulamanın insanı daha doğruya götüreceğinden... Doğrudur fakat bu asıl imana giden yolun yarısıdır. Yani madalyonun bir yüzüdür. Sorgulama ve hanifce iman etmeye örneği Allah'ın önerisi ile İbrahim (AS) dan aldık öyle değil mi? evet öyle. Fakat günümüz haniflerinin yaptığı ile İbrahim (AS) ın yaptığı arasında maalesef bir fark var. O fark nedir? O farkı şöyle izaha etmeye çalışalım. İbrahim putperest bir kabilede, putperest bir anne ve babanın çocuğu olarak gözlerini dünyaya açtı. Aşağı yukarı iyi kötüden ayıracak yaşa gelince aklını (fıtrat gereği) ortaya koydu ve: Babası Azer'e dedi ki: (6/74) "Sen putları bir sürü tanrılar ediniyorsun öyle mi? Doğrusu ben seni ve kavmini açık bir sapıklık içinde görüyorum" Bu kısım bir başkaldırıdır körü körüne atalar dinine tabi olmaya karşı AKLINI kullanmaktır. Ardından gerçeğe, FITRATTA var olanı aklederek bulmaya (hatırlamaya) yönelik bir eylem => SORGULAMA başlar.

6/76- Üzerini gece kaplayınca bir yıldız gördü: Rabbim budur! dedi. Batıverince de: Batanlara muhabbetim yoktur. dedi.

6/77- Ay'ı doğarken görünce: Rabb'im budur! dedi. Batınca da: Ahd olsun ki, Rabb'im bana doğru yolu göstermemiş olsaydı, muhakkak ki, sapkın topluluktan biri olacakmışım. dedi.

6/78- Güneşi doğmak üzere görünce: Rabb'im budur! bu en büyük! dedi. O da batınca: Ey kavmim, haberiniz olsun, ben sizin şirk koştuğunuz şeylerden beriyim! dedi.

6/79-Ben hanîf olarak, yüzümü gökleri ve yeri yoktan var edene çevirdim ve ben müşriklerden değilim.


Ve İşte son nokta işte bahsettiğim madalyonun ikinci yüzü => 2/131-Rabbi ona: «Teslim ol» buyurduğunda, «Alemlerin Rabbine teslim oldum» demişti. Yukarıdaki ayetlerde görüldüğü gibi İbrahim (AS) "Batanlar"ı sevmiyor. O batmayacak sonu olmayacak bir kudretin peşindeydi. Aklı ona batanlar ilah olamaz diyordu.

(NOT: BURADAN DİNİ GAYYİME=BATMAYAN DİN DİYEBİLİRMİYİZ?)

İbrahim (AS) ın yaptıklarına şimdi özet olarak bakalım:

1- Hurafeye-teslimiyete-sorgulanmamış geleneğe başkaldırı, AKLIN gereği ve ardından SORGULAMA
2- Sonra Alemlerin Rabb'ine teslimiyet.


Buraya kadar sanırım hala hanif kardeşler eksilik nerede anlayamamış olabilirler. Eksiklik 2. şıkta yani teslimiyette. Bakınız özellikle 1990 lı yılların sonundan bu zaman kadar Kur'ana dönüş-Kur'andaki İslam-Kur'andaki Din-Hanif İslam ana başlıklarıyla sevindirici bir FITRATA yöneliş hareketi hızlandı. Buraya kadar çok güzel lakin yazdığım satırlar boyunca altını çizmeye çalıştığım asıl hususa geleyim. "İbrahim (AS) sorguladı haydi bizler sorgulayalım" mantığı ile başlayan akletme ve sorgulamanın bir türlü sonu gelmek bilmedi. Çoğu dostları tanıyorum Kur'an adamı olmaya, hanifliğe soyunmuş lakin bu sorgulama 5 yıldır devam ediyor ve edeceğe benziyor. Oysa (bu kısma DİKKAT) => İbrahim (AS) BİR kez sorgulayıp aklettikten sonra Alemlerin Rabb'ine teslim olmuştur. Teslim olmuştur çünkü bu dinin omurgasını teslimiyet oluşturur (ki zaten ismini de bundan almıştır) oysa hanif kardeşlerimiz yıllardır sorgulama yapıyor teslim olunması gereken yerlerde bilmediklerini peşine düşmeye devam ederek Kur'anda kelime manacılığı, kelime avcılığının peşine düşüyor. Bitip tükenmek bilmeyen arayışlar, gereksiz ince sorgularla, İbrahimi sorgulama adı altında işin cılkı çıkarılıyor. Bunun sonucunda birden fazla tanıdığım hanif arkadaşım maalesef yoldan çıktı. Kur'anda tutarsızlıklar fark ettiğini  söylemeye başladı. Oysa dediğimiz gibi İbrahim (AS) BİR KEZ akledip sorguladı sonra TESLİM OLDU. Fıtrat dininin iki yönü var:

1- Akletmek ve gerçeği yakalamak için sorgulamak (ilk %50)
2- Sonra geriye dönmemecesine teslim ve mutmain olmak (son %50)   ve.. =%100 Fıtrat iman


Sonu gelmez sorgulama ve akılcılık bir türlü tatmin olamama hali, kişiyi VESVESEYE vehme ŞÜPHEYE götürür. Vesvesenin ustası ise kimdir biliyoruz. Hani başta demiştik ya. Şeytan insanın/inananın FITRATINI hedef alır diye. İşte burası hiç umulmadık, hiç akla gelmeyen tuzaktır.

7/17 "Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen, onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın!" dedi.

....önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım...Yani => Asla tahmin etmedikleri/akıllarına gelmeyecek yönlerle/yöntemlerle!

7/27-Ey Adem oğulları, şeytan nasıl ki, anne-babanızı çirkin yerlerini kendilerine göstermek için cennetten çıkardıysa sakın sizi de belaya uğratmasın! Çünkü o ve yandaşları sizleri, sizin kendilerini göremeyeceğiniz/akledemeyeceğiniz yönden görürler. Biz, o şeytanları imana gelmeyenlerin dostları kılmışızdır.

2/34 Meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik, İblis müstesna hepsi secde ettiler, o ise kaçındı, büyüklük tasladı ve inkar edenlerden oldu.

Peki şeytan sebepsiz mi secde etmedi. Acaba onu secde etmemeye sevk eden ne idi:

7/12 Allah: "Sana emrettiğim halde, seni secdeden alıkoyan nedir?" dedi, "Beni ateşten onu çamurdan yarattın, ben ondan üstünüm" cevabını verdi.


Yani şeytan kendi aklının ve mantığının verilerine baktı. Mantığın önerisi aslı itibarıyla tutarsız da değil aslında "Beni ateşten onu çamurdan yarattın, ben ondan üstünüm" evet tutarsız bir mantık değil FAKAT burada her ölümlünün sınandığı ve mutlak sınanacağı gibi o da sınandı. Ne konuda sınandı => TESLİMİYET. İnsanoğlunun unuttuğu bir şey var. Elbette akıl hakikati bulmak için kullanılması kaçınılmaz bir nimettir. Fakat aklın sınırlarının olduğu ve DİNin sadece akıl değil AKIL+TESLİMİYET olduğu ASLA unutulmamalıdır. Tarihe baktığımızda "Akılcılık" ekolünün mimarlarının HAKİKATİ/İMANI algılayamadan, bunlardan bihaber olarak dünyayı terk ettiklerini görürüz. Buraya kadar yazdıklarımızdan sakın hiç kimse aklı hafife aldığımızı veya doğruyu bulmada aklın önemsizliğini vurguladığımızı sanmasın. Onlarca makalemizde hep aklın işletilmesine, işletilmemesi halinde pislikler yağacağına vurgu yapmıştık. Bu işin temellerinden biriydi. Nereye kadar hakikati bulana dek. Bundan sonrası teslimiyettir. Israrla bilmediklerimizin peşinden doludizgin gidersek azalarımızın bunlardan sorumlu tutulacağını unutmamalıyız. Tabi burada azalardan kasıt elbette gerçek manada el-ayak değildir.

Çoğu kez hanif adaylarının Musa (AS)'ın kavmine benzemesinden endişe duyuyorum. Kur'anda çok açık hükümler bile kelime sorgulaması adı altında bambaşka mecralara çekilebiliyor. Farz-ı Muhal: Allah bir Kur'an adamına "Sığır kes" dediğinde, Kur'an erinin yapacağı şey sığır sürüsüne dalmak tuttuğu ilk sığırı incelemeden "Acaba şu mu olsa" "Yoksa bu mu olsa" demeden alıp boğazlaması gerekir. Ama maalesef 21, yüzyıl haniflerinin sığırın rengini yaşını şeklini şimalini sorgulayıp duruyor. Hal böyle olunca 4~5 farklı sığır döngüsü içinde bocalayıp duruyor. Bu satırlar bir nevi özeleştiri niteliğindedir. Amaç elbette kimseyi üzmek veya hafife almak değildir.

NOT: MI ACABA? HANİ SORGULAMA? HANİ ANLAMA? HANİ ANLAMLANDIRMA? HANİ FITRAT DİNİ? HANİ FITRATA SORMA? HANİ VİCDANA SORMA? HANİ AKLETMEZMİSİNİZ? HANİ DÜŞÜNMEZMİSİNİZ? DOĞRUMU ANLADIK? ALLAHIN MURADI SIĞIR KESTİRMEK Mİ? NE ANLATIYOR? NE İSTİYOR? ET KAN MI İSTİYOR ALLAH? ULAŞAN TAKVAMI YOKSA?
ACABA SORUN BU DEĞİL Mİ? ANLAMADAN SORGULAMADAN YAPMAK ETMEK?
ACABA İBRAHİM DE SORGULAMADAN YILDIZ NE DEDİYSE, AY NE DEDİYSE, GÜNEŞ NE DEDİYSE YAPSAYDI NE OLURDU?
BENCE ÖRNEK YANLIŞ, ONLAR ALLAHIN MURADINI BİLİYORLARDI DA BİLMEZDEN GELİYORLARDI.
BU AYETTE ONLARIN BU HUSUSİYETİ KÖTÜLENİYOR, YOKSA SORGULAMA, AKLETME, DÜŞÜNME, ANLAMA ANLAMLANDIRMA ÇABASI KÖTÜLENMEZ, KÖTÜLENMİYOR. YOKSA ÇELİŞKİ OLURDU.
VS VS VS
xx

Nisâ 46:''Yahudilerden bir kısmı kelimeleri yerlerinden
değiştirirler, dillerini eğerek, bükerek ve dine
saldırarak (Peygambere karşı) "İşittik ve karşı geldik",
"dinle, dinlemez olası", "raina" derler. Eğer onlar
"İşittik, itaat ettik, dinle ve bizi gözet" deselerdi
şüphesiz kendileri için daha hayırlı ve daha doğru
olacaktı; fakat küfürleri (gerçeği kabul etmemeleri)
sebebiyle Allah onları lanetlemiştir. Artık pek az
inanırlar.''
Mâide 13:''Sözlerini bozmaları sebebiyle onları
lanetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar kelimelerin
yerlerini değiştirirler (kitaplarını tahrif ederler).
Kendilerine öğretilen ahkamın (Tevrat'ın) önemli bir
bölümünü de unuttular. İçlerinden pek azı hariç, onlardan
daima bir hainlik görürsün. Yine de sen onları affet ve
aldırış etme. Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever.
Mâide 41
Medenî 112:''Ey Resul! Kalpleri iman etmediği halde
ağızlarıyle "inandık" diyen kimselerden ve yahudilerden
küfür içinde koşuşanlar(ın hali) seni üzmesin. Onlar
durmadan yalana kulak verirler, ve sana gelmeyen (bazı)
kimselere kulak verirler; kelimeleri yerlerinden kaydırıp
değiştirirler. "Eğer size şu verilirse hemen alın, o
verilmezse sakının!" derler. Allah bir kimseyi şaşkınlığa
(fitneye) düşürmek isterse, sen Allah'a karşı, onun
lehine hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah'ın kalplerini
temizlemek istemediği kimselerdir. Onlar için dünyada
rezillik vardır ve ahirette onlara mahsus büyük bir azap
vardır.''

selamlar,kıymetli dostlarım,yukarıda diyanet vakfı
mealinden verdiğimiz meallerin üçünde de ortak bir konuya
dikkat çekiliyor.yahudilerin tevrata yaptıkları
müdahalelere dikkat çekiliyor.ayrıca bu ayetlerde
kelimeleri kaydırmaktaki amaçlar da belirtilmiştir.onlar:
1-menfaatperestlik
2-kitabın içindeki hak hükümleri unutmak.
3-kitabı etkisiz hale getirmek.

yahudilerin tevrata yaptıklarının aynısını bizim
kitabımızada yapmak isteyenler bulunmuştur.bunu doğrudan
yapamadıkları için Kur'anı etkisiz hale getirmenin başka
operasyonları denenmiştir.onlarda
1-rivayetcilik ve hadisciliktir.
2-Kur'ana manayı öz anlamıyla değilde rivayetlere
dayanarak anlam vermek.işte dini hurafeleştirme buradan
başlıyor.bunda büyük oranda başarılı da olmuşlardır.pek
çok (yüzlerce) dini eser türkçemize çevrildiği halde
neden ibni manzur gibi büyük bir alimin eseri olan
Lisanül Arab türkçeye çevrilmemiştir?çünkü bu ülkede
Kur'anın doğru anlaşılmasını istemeyen onlarca etkin grup
varda ondan.onlar Kur'anın doğru anlamının anlaşılmasını
neden istemiyorlar?,işte yukarıda baş sebebini saydığımız
gibi haksız yere menfaat elde etmek ve insanları
uyuşturup kolay soygunculuk yapmak için..
O halde Kur'anın doğru anlaşılması için neler
yapılmalıdır:
1-önce Lisanül Arab gibi sağlam arapça sözlüklerin
dilimize çevrilmesi lazım.
2-Arapça dil alimlerinden bir heyet oluşmalı ve Kur'anı
orjinal anlamına uygun çeviriyle Türkçe meal haline
dönüştürmelidirler.
3-Kur'an haricindeki bütün eserler din dışı ilan
edilmelidir.bunlar olmadığı sürece çarpıtmacalar
yamultmacalar devam edecektir.
ne diyeyim Allah yardımcımız olsun.